TOPLUMUNA YABANCILAŞAN BİREYİN AHLAKİ-POLİTİK DEĞERLERLE ÇIKIŞ ARAYIŞI (1.BÖLÜM)
TOPLUMUNA YABANCILAŞAN BİREYİN AHLAKİ-POLİTİK DEĞERLERLE ÇIKIŞ ARAYIŞI (1.BÖLÜM)
0 Yorum
135
13-05-2022

“Toplumunu savunamayanın onurlu yaşam hakkı olamaz. Ama ahlâk olmadan da toplumun savunması da yapılamaz.”

Bireyin kendi öz toplumuna yabancılaşması, ürettiği değerin iktidar tarafından gasp edilmesiyle olur. Birey-toplum ilişkilerinde ki dengesizlik toplumsal ve bireysel dokuların iktidar tarafından tahrip edilmesiyle ortaya çıkar. Bireyin toplum tarafından hiçleştirilmesi nasıl bir iktidar biçimi ise toplumun atomize edilerek bireyin toplumun karşısına kurulması da modern iktidar biçimidir. Kapitalist iktidarın, Aydınlanmanın uyanan bireyin başına getirdiği de bu olmuştur. Tarihsel iktidarlar rantlarının kaynağı olarak gördükleri toplumu sürdürmeyi daha fazla esas almışlar ve bu uğurda bireyi hiçleştirip her fırsatta kurban etmekten çekinmemişlerdir. Kapitalist iktidar ise doğası gereği bireye dayanmak durumundadır. Çünkü o toplumun dağıtılması üzerine kurulu yegâne tarihsel sistemdir. Sınırsız biriktirmenin sürdürülmesinin tek yolu toplumun sürekli dağıtılmasıdır. Aydınlanmanın özgür toplumun arayan bireyi, topluma karşı sürekli tanrılaşan bireyciliklere dönüştürülmüştür. Bu anlamda modern birey metalaştırılmış bireydir. İktidar tarafından bütün varlığıyla fethedilmiştir. Kapitalist iktidar tek tek bireyler üzerinden sürdürülen bir iktidardır.

Birey-toplum ilişkilerine  iktidarın çözümlenmesi temelinde baktığımızda ortaya çıkan şu olmaktadır, nerde birey ve toplum arasında bir çelişkiden söz ediliyorsa orada iktidar var demektir. Toplumsallık özünde demokratik temelde bir güç biriktirmedir. Yaşamın sürdürülebilmesi için tek tek bireylerin sahip olmadığı maddi ve manevi gücün biriktirilip bireylere aktarılmasıdır. Toplumun oluşum tarzında, birey topluma güç verdiği kadar hatta ondan daha fazla toplumdan güç alır. Bir çelişkiden bahsetmek mümkün değildir. İktidar ise biriktirilen bu güce el koyma yani bu gücü gasp etmektir. Burada birey toplum diyalektiği kopar. Birey güç verdiği kadar güç alamamaktadır. Giderek kendi toplumu ona yabancılaşır. Ne istediği gibi güç verebilmekte nede ihtiyacı olan gücü alabilmektedir. Birey toplum çelişkisi bu noktada ortaya çıkar. Modern sosyal bilim bu çelişkinin hangi taraf lehine çözüleceğinin tartışmasıyla doludur. ” ya bireyi ya da toplumu tercih edeceksin” oysa asıl tartışma, birey toplum ilişkilerindeki dengesizliğe yol açanın iktidarın kendisi olduğu ve çözümünde ancak iktidarın asılmasıyla mümkün olacağı noktasında yürütülmektedir.

Modern kapitalist dediğimiz birey ben yönelimlidir, kendi gerçekliğini yaratma hazzıdır hayatında belirleyici olan.” Kimsenin senin kim olduğunu belirlemesine izin verme! Sen, kendi yaptığınsın!”dır parolası. Her şey keyfidir, geçicidir. Hayatta olmayacak şey yoktur. Kimsenin neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış, neyin gerçek neyin sahte olduğunu söyleme hakkı yoktur. Her birey kendi gerçekliğini kendi yaratır.

Kapitalist modernite bireyi pragmatik batı hümanizminden beslenmiştir. Batı insanı eski dünyaya daha yaygın olarak benimsenmiş olan insanların kutsal değerlerinden pek nasibini almamış olarak yetişmiştir. Bunda yeni bir dünya kurmak için birçok değerin arkada bırakılmasının zorunlu olduğu göçün de rolü vardır elbette. İnsanın olanaklarına inanan ve içinde bulunduğu toplumun yararını gözeten insanlık değerleri bir kenara bırakılmış, bireyi ön plana çıkaran benmerkezci bir insan tipi türemiştir. Her şeye kuşkuyla yaklaşan kar-zarar hesabını iyi yapan, başkalarının ve toplumun ideallerine saygısı olamayan birey. Her şeyin görece olduğunu kabul eden bir dünya görüşü. Özgür birey olmanın birinci koşulu, bireyciliğin tersine, kişinin toplumsal geleneği bilmesi, ona saygılı olması, onun içinde var olma mücadelesi vermesiyle çok yakından bağlantılı olmaktadır.

Toplumsallık inkâr edilerek birey olunmaz. Çünkü toplumsallık reddedilirse, birey, insan olmanın temellerini reddetmiş olur. Ancak toplumun gücüde bir insanı rahatlıkla yok edebilir. Bireyden topluma saygılı olmasını istemek toplumun da bireylerine merhametli davranmasını istemek de gereklidir. Rastgele toplumun herhangi bir kuralını reddetmek ya da bir toplumun bireyi mi özgürleştiriyorum adı altında onu serbest bırakması da doğru bir toplum birey ilişkisi olmamaktadır. Bireysel duruşlara izin verecek doğru bir toplumsallığa, toplumu güçlendirecek gerçek bir bireysellik için de özgür birey olmaya ihtiyaç vardır. Eğer bir toplumsal biçimleniş, kendi fertlerinin azami insani ihtiyaçlarını dahi karşılamıyorsa, o toplumsal biçim birey olmaya imkân sunacak özellikleri kendi içinde taşımıyor demektir. Beslenme, barınma, sosyal güvenlik gibi zorunlu ihtiyaçların giderilmesi için, toplum ya da topluluk gerekli giderici mekanizmalara sahip değilse, orada birey olma değil, basit insan olarak yaşamanın imkânları da olmaz. İşte toplum bireye karşı bu biçimi de olumsuzluğa farz kılan bir yöntemi de geliştirilebilir. Bu durum ya tamamıyla bireyin teslimiyetini ya da bireyin başkaldırısına neden olur. Diğer taraftan fertler birey olma adına, toplumsallığın en temel taşlarını yani temel ahlâki örgüsünü sarsacak anlayışlarıyla kendilerini özgür kıldıklarının sanısına kapılırlarsa, bu da bireysellik değil, bireycilik olur.

Özel mülkiyetçi ve bireycileştiren duygu ve düşünceler ile sistemin iktidara olan yapılanışı dışında kalmayı başararak gelişmiş toplumsal değer yargıları, bir insanı ne kadar çok yapılandırılmış ise o kişi özgür birey olma yolunda o kadar avantaj sahibidir. Bu ilke üzerinden bireyin hangi aşamalardan geçtiği az, çok çözümlemeye tabi tutmak imkânlar dâhilindedir. Binlerce yıllık insanlık tarihine ışık tutacak somut verilerden, hareketle, bugünkü toplum ve birey tanımlamamızın gerçekçi olması, geçmişi ele alış tarzımızla yakından bağlantılı olacağı için önemli olan özgür birey derken neyin kast edildiğidir.

Kişilik Şekillenmesi

İnsanlar sürekli olarak gelişen ihtiyaçlardan ve yeteneklerden ibaret değildir. Herhangi bir anda belirli karakter özelliklerine, becerilere, fikirlere ve tutumlara sahip oluruz. Bu insani özellikler çok önemli bir rol oynar. Bunlar, bir yanda, hedeflerini- şimdiki ihtiyaçlarımız, arzularımız ya da tercihlerimiz- tanımlayarak seçeceğimiz faaliyetleri genel olarak belirlerler. Öte yanda, bizatihi bu özellikler, sadece geçmişteki faaliyetlerimizin doğuştan gelen potansiyellerimizin üzerindeki kümülatif birikim damgasıdır. İnsani özellikler bakımından önemli olan, bunların kalıcılığını ne olduğundan az ne de fazla değerlendirmektedir. İnsanların, kendi faaliyetlerinin sonucu olarak hayat süreleri boyunca ihtiyaçları, güçleri ve özellikleri türettiklerini vurgulamış olsak da, zamanın herhangi bir noktasında bunu yapmakta asla tamamen Özgür olamayız.

İnsanlar sadece kendilerini çevreleyen toplumsal kurumları sunduğu özel bir rol listesiyle sınırlanmış değildirler, herhangi bir anda, o ana kadar bizzat biriktirmiş oldukları kişilikler, beceriler, bilgi ve değerlerle kısıtlanmışlardır. Ancak kişilik yapıları uzun dönemler boyunca sürebilse de, bütünüyle değişmez değildir. Faliyetlerimizin doğasındaki uzun süre devam eden her değişim, kişiliklerimiz, becerilerimiz, fikirlerimiz ve değerlerimizde değişikliklere, yanı sıra, bunlara bağımlı olan türetilmiş ihtiyaç ve arzularımızda da değişimlere yol açabilir.

Tam bir insani gelişme teorisi, kişiliklerin, becerilerin, fikirlerin ve değerlerin nasıl oluştuğunu, bunların neden genellikle kalıcı olduğunu, sadece zaman, zaman değişime uğradığını ve bu yarı sürekli yapılar ile insanların ihtiyaç ve yetenekleri -arasında nasıl bir ilişkinin var olduğunu açıklamak durumunda kalırdı. Şu anda ne böyle bir psikolojik teori mevcut, ne de ufukta görünüyor. Yine de amaçlarımız bakımından yeterli olan birkaç “alt düzey” iç görünün var olması bizim için bir şanstır.

Bir bireyin kendi ihtiyaçlarını ve güçlerini herhangi bir anda biçimlendirme yeteneği, daha önce geliştirdiği kişilik, beceriler ve bilinç tarafından kısıtlanır. Ancak bu özellikler her zaman birlikte işlenmesi gereken “veriler” değildi; bunlar, daha önce seçilmiş faaliyetlerin “verili” genetik potansiyellerle birleşim halindeki ürünleridir. O halde herhangi biri, gelecekteki ihtiyaçların karşılanması bakımından zararlı olan özelliklere yol açan faaliyetlere girişmeyi neden seçer? Çıkarlarımıza öncelik vermeyen bir kişinin bizim adımıza karar vermesi bir olasılıktır. Bir diğer aşikâr olasılık, esas olarak acil ihtiyaçları karşılamak için seçilen şimdiki faaliyetlerin önemli gelişimsel sonuçlarını fark edemeyişimizdir. Ancak dayatılan seçimler ve kişisel hatalar en ilginç olasılıklar değildir. Herhangi bir anda faal bir ihtiyaçlar ve yetenekler çokluğuna sahip oluruz. Fiziksel ve toplumsal ortamımıza bağımlı olarak bunların hepsini eş zamanlı olarak karşılamak ve geliştirmek her zaman mümkün olmayabilir. Pek çok durumda şimdiki ihtiyaçları karşılamak, ancak daha büyük bir doyum kazanmak bakımından zararlı olduğu daha sonra görülen düşünce ve davranış alışkanlıkları oluşturma pahasına mümkündür. Bu, bazı insanların, uzun vadeli sonuçların farkına varmış olsalar da, zararlı karakter özellikleri geliştiren seçimleri neden yapabildiklerini açıklayabilir.

İnsanlar insan doğasının tanımladığı sınırlar içinde öz yaratıcıdırlar, ancak bunu dikkatle yorumlamak gerekir. Her birey her hangi bir anda daha önceden gelişmiş insani özellikleriyle kısıtlanır. Ayrıca, faaliyetlerimizin çoğunu içinde gerçekleştirmek zorunda olduğumuz belli başlı toplum kurumlarının tanımladığı toplumsal rolleri, bireyler olarak değiştiremeyecek kadar güçsüz durumdayız. O halde bireyler olarak gelecekteki karakter özelliklerimizi biçimlendirecek davranış türünü etkilemek bakımından da bir ölçüde güçsüzüz. Dolayısıyla, bu özellikler ve bunlara bağlı her türlü arzu etki alanımızın ötesinde kalabilir ve öz oluşum gücümüz kendimizi içinde bulduğumuz toplumsal kurumlarca etkin biçimde kısıtlanır. Ancak bu toplumsal kurumların nihai olarak insan yaratıları olması anlamında ve bireyler verili toplumsal durumlar içinde manevra yeteneğine sahip oldukları ölçüde öz yaratım potansiyeli muhafaza edilir. Başka deyişle, biz insanlar tarihimizin hem özneleri hem de nesneleriyiz. İnsani merkez kavramı bu sonuçları kapsamak için tanımlanır. İnsani merkez, bütün ihtiyaçları, yetenekleri, kişilikler, becerileri ve bilinçleri ile bir toplumun içinde yaşayan insanların birlikteliğidir. Bu birliktelik, bilinen tarihin başlangıcından çok önce gerçekleşen evrimsel bir sürecin sonuçları olan, doğal ve türe özgü ihtiyaç ve yeteneklerimizi içerir. O, herhangi bir anda bireyi ilgilendirdiği ölçüde veriler oluşturan bütün yapısal insani özellikleri içerir, ama gerçekte, bireyin daha önceki faaliyet seçimlerinin doğuştan gelen potansiyeller üzerinde birikmiş damgasıdır; ayrıca, doğal ve türe özgü ihtiyaçlarımızın ve yeteneklerimizin, biriktirmiş olduğumuz insani özelliklerle etkileşmesiyle belirlenen türetilmiş ihtiyaçlarımızı ve güçlerimizi ya da tercihlerimizi ve yeteneklerimizi içerir.

Şöyle başlayalım: Biz, dünyamızın bizden istediği ne ise, öyle oluruz ve ruhumuzun temel yönleri bir kalıpta olduğu gibi, çevresindeki dünya ile ilişkilerinden başka bir şey değildir. Dünyanın bize sunduğu genel görünümü hayatımızın genel görünümünü teşkil eder. Bu sebepten ötürü, günümüzün kütlelerinin doğdukları dünyanın, tarih için yepyeni olan yönlerini teşhir ettiğini ısrarla belirtmek istiyorum. Geçmiş zamanlarda vasati bir insan için hayat, bütün çevresini kaplayan güçlükler, tehlikeler, ihtiyaçlar, diğerlerine bağlılık anlamlarına gelirken, yenidünya hemen hemen sınırsız imkânların, güvenliğin ve kimseye bağlı olmayışın bir sahası olarak görünüyor. Her çağdaş insanın zihni, davranışı, bu esas ve devamlı intiba üzerinde teşekkül edecek; tıpkı, önceki zihni davranışlarının temelini bunun aksi intibaının teşkil etmesi gibi! Zira o temel izlenim, her ferdin derinliklerinde ara vermeksizin muayyen sözleri ve ona, hayatın bir tarifini-ki aynı zamanda ahlâki bir zarurettir- ısrarla teklif eden dâhili bir ses olur. Ve eğer geleneksel hisler, “yaşamak insanı, kendisini sınırlı hissetmesi ve bundan böyle, bizi sınırlayanlara rıza göstermektir” diye fısıldarsa, en yeni ses şöyle haykırır: “yaşamak hiçbir sınır tanımamak ve bunun neticesi, insanın kendini sakin bir şekilde benliğinin iradesine terk etmesidir. Mümkün olmayan hemen hemen hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey tehlikeli değildir ve prensip olarak, kimse kimseden üstün değildir.”

Modern insan, toplumun maddeci uygulamalarını idealizmle ilgili lakırdılarla örtbas eden on dokuzuncu yüz yıl insanından daha az ikiyüzlüdür. Bugün böyle bir ikiyüzlülük hiç kimseyi kandıramaz. Ama bunun nedeni parıltı sözlerle gerçeklik arasındaki çelişkinin giderilmiş olması değildir. Çelişki kurumsallaştırmıştır, o kadar! İkiyüzlülük, sinikliğe dönüşmüştür; artık kendisine inanılmasını bile beklememektedir. Sanat, arkadaşlık ya da din gibi şeylerden söz eden bir sesin birkaç saniye sonra bir şampuanın reklamını yaptığı işitilmektedir. Düzgün konuşmayla, müzik kültürüyle ya da ruhsal kurtuluşla ilgili broşürler, mide gazı ilaçlardan erdemlerini anlatan broşürlerden tanıdığımız bir üslupla yazılmaktadır. Hatta bunların tümü de aynı uzman metin yazarının ürünü olabilmektedir.

İnsanoğlu, toplum içinde yaşamakla ve etkinlik göstermekle kalmaz; tıpkı çevresinde ki doğa konusunda bilgi edindiği gibi bu toplum konusunda da bilgi edinir. Toplum konusunda bilgi edinme insanoğlunun, içinde yaşadığı en yakın toplumsal çevreyi kavraması değildir sadece; toplumsal yaşamın tümüne yönelmiş bir irdelemedir. İnsan toplumu, insan ile doğa ve insanların kendi aralarındaki etkileşmenin yarattığı karmaşık bir varlıktır. Toplum bilgisinin ele aldığı toplumsal gerçekliği; insanlar, etkinlikleri ve ilişkileri oluşturur.

Kapitalist sistemi yücelten burjuva ideologları, bireyin özgürlüğü ile toplumun gereksinimleri arasında tam bir denge kurduğunu ileri sürerek kapitalizmin, birey ile toplum arasında uyum sağladığını söylerler. Bireyci kişilik ahlâkı ve zihniyeti, burjuva toplumunun koşullarınca biçimlendirilmiştir ve kendini ortaya koyusunun başlıca biçimi, kişisel başarı ve refahtır. Para, başarının ölçüsüdür; mal, mülk (eşya) da zenginliğin simgeleridir. Bu başarı tutkusu, bireyin yanındaki insanı ya bir rakip ya da amaçlarına varmasını sağlayacak bir araç olarak görmesine yol açar.

İnsan, öncelikle toplumsal bir varlıktır. Yani bir soy topluluğu varlığıdır. İnsan özü, insanın hakiki soy topluluğu olduğuna göre, insanlar özlerini etkinleştirerek insan topluluğunu, tekil bireyin karşısında yer alan soyut olarak evrensel bir kudret, güç olmayıp, her bir tekil bireyin özü, faaliyeti, yaşamı, ruhu, serveti olan toplumsallığı yaratır ve üretirler.

Toplumsal çıkarları kişisel çıkarlara oranla her zaman önceliği olmasına karşılık, kişisel çıkarların, toplumsal çıkarlara bağımlı kılınması, toplum ile birey arasındaki çelişkinin çözülmesi sürecinin sadece bir yüzüdür. Ne var ki, İnsan, toplumsal gereksinimlerin ışığında özgür olarak davranırsa, bağımlı kılınmak diye bir şey söz konusu olamaz. Toplumsal ve kişisel çıkarların uyum haline getirilmesi, bir yaşam ilkesidir.

Birey, ancak önceki ya da çağdaşı kuşaklardan bireylerin yaratıp nesnelleştirdiği yetenekler, gerekler, davranış biçimleri fikirler vb.lerini az ya da çok kendine mal etmesi, yaşamı ve faaliyetine içselleştirmesi aracılığıyla ve sayesinde insandır. Böylece, insan bireyi, somut kişiliğinde, kendi içinde yalıtılmış durumunda ele alındığında dahi, toplumsal münasebetlerin ve tarihin bir ürünüdür. Toplumsal faaliyet ve doyum hiçbir şekilde salt doyumsuz bir cemaat faaliyeti ve doyumsuz cemaat doyumu olarak var olamaz… Bilimsel olarak etkin vb. olduğunda dahi -başkalarıyla doğrudan ilişki içinde pek sürdüremeyeceği bir faaliyet- toplumsal olarak etkinimdir, çünkü bir insan olarak etkinimdir. Yalnızca faaliyetinin malzemesi toplumsal bir ürün olarak verilmiş değildir; bizatihi benim varoluşum da toplumsal bir faaliyettir. Mübadelenin kendisi bu bireyselleşmenin başlıca aracıdır.

Tarihsel olarak yaratılmış ve nesnelleşmiş maddi ve zihinsel güçler, ancak bir insan cemaati içinde, diğer insanlarla münasebetler aracılığıyla birey tarafından temellük edebilir. Çocuk daha başından itibaren, kendini asli insan güçlerini kapsayan insan yapımı, insanileşmiş bir çevrenin içinde bulur, ancak bu ortamın unsurları olarak nesnelerin “uygun” insani anlamları, onun için verili değildir, “doğa, ne nesnel ne de öznel olarak insana doğrudan, yeterli bir biçimde verili değildir. İnsan nesneleri insana verili değil, görev olarak önüne konulmuştur. Kişi onların kullanım ya da yeniden üretim yeteneğini kendinde geliştirmeli, onlarla insan nesneleri, insan güçlerinin nesneleşmesi olarak pratikte ilişkilenmelidir ve pratik toplumsal davranışın temel biçimleri söz konusu olduğu ölçüde, bu  ‘öğrenme süreci” (verili bir toplum için ) temel olan insan yeteneklerinin yalnızca yetişkinlerin yani toplumun dolayımı ve yardımlarıyla gerçekleştirebilir.

Kuşkusuz, insanın toplumsal karakteri salt üretim olan ve edimleriyle sınırlı değildir. Toplumsallık bireyin bütününü karakterize eder, yaşam faaliyetinin tüm biçimlerine nüfuz eder. Toplumsal faaliyetin özgül ve göreli bağımsız kurumsal olanlarının, aynı zamanda insanların gerçek cemaati ve doğrudan birleşikliği için bir ikame işlevi gören toplumsal yaşam alanlarının ortaya çıktığı tarihsel süreçleri de dâhil eder. Bizatihi iktisatta Pazar mübadelesi alanını ve genelde, toplumsal bütünlük içinde, merkezinde devlet kurumunun yer aldığı siyaset alanını… İnsan toplumsal yaşam biçimlerinin tümünde var olan kişisel temas ihtiyacı da hiçbir zaman bu genel soyut biçiminde mevcut değildir. İnsan salt başka insanlarla temasa değil, karakteri kendi toplumsal olarak biçimlenmiş kişilik yapısına denk düşen ve onu doğrulayan karakterde temasa ihtiyaç duyar. Böylelikle genel kişisel temas ihtiyacı, her zaman tarihsel olarak özgül toplumsal, kişisel kabul ihtiyacı olarak ortaya çıkar.

Bireyi Belirleyen Toplumsal-Tarihsel Koşullardır

Marks, birey ile toplum arasındaki ilişkiyi, aşağıdaki tarzda özetlemektedir: “Burada bireyin gelişiminin doğrudan ya da dolaylı münasebet içinde olduğu tüm diğer bireylerin gelişimiyle koşullandığı, birbiriyle ilişkiye giren çeşitli kuşakların karşılıklı bağlantı içinde olduğu, sonrakilerin, fiziksel varoluşlarında birikmiş üretici güçleri ve münasebet biçimlerini devraldıkları, öncekileri tarafından koşulladığı ve böylelikle de kendi karşılıklı ilişkileri tarafından belirlendiği kesinlikte ortaya çıkar. Kısacası, bir gelişme ortaya çıkar ve hiçbir tekil bireyin tarihi, önceleyen ve çağdaş bireylerin tarihinden soyutlanamaz; ilki ikincisi tarafından belirlenmektedir.”

Burada iki önemli noktaya dikkat çekmek gerekiyor. İlki, somut bireyi belirleyen toplumsal-tarihsel koşullar, ona yabancı ve gerçek ilksel itki ve güdüler olarak ona dışarıdan dayatılan, dolayısıyla da otantik benliğini boğan ve baskılayan olarak kavranmalıdır. Bunlar, onun bireyselliğinin gerçek, içsel koşulları, onun tarafından mal ya da mülk edilip içselleştirilen kendi kişiliğinin bileşenlerine dönüşmüş koşullardır. “insanlar, insanların dünyasıdır; toplumudur” nesneleşmiş ve dolayısıyla nesnel-maddi olarak var olan insan yetenekleri, gerekleri, temas ve davranış biçimleri, bir kez daha temellük yoluyla, canlı kişiliğin karakteristiklerine, bireyin özsel dünya ve yaşamının unsur ve bileşenlerine yeniden dönüştürürler. Her bir insanın somut eşsiz kişiliği bu şekilde, insan yapımı toplumsal dünyaya etkin katılım ve belirli özgül bir tarzda temellük aracılığıyla biçimlenir. Bazı tarihsel çağlarda ve birey sınırları için -ve bu tüm yabancılaşma dönemi boyunca genel bir eğimlidir- onlar tarafından belirlenen toplumsal koşullar ve yaşam biçimleri, ilgili bireyler dışsal ve rastlantısal engeller, kişiliklerinin tezahürünü engelleyen ve çarpıtan güçler olarak görünür. Ancak bu, yalnızca verili toplumsal koşullar, tarihsel varoluşun ve ona etkin katılımın özgül biçimi bireylerde, gerçekleşmeleri ve elde edilmesi tam da aynı koşullar tarafından müsadere edilen (ya da tek yanlı olarak izin verilen) gerek hedef, yetenek ve potansiyelleri geliştirdiği için böyledir. Bireyin yaşamını kendi otantik varoluşu değil de, rastlantısal bir yazgı olarak algılamasına yol açan içsel uyumsuzluk ve bölünmüşlüğü, içinde yaşadığı ve kendisini koşullayan toplumsal gerçekliğin bölünmüşlüğünü ve kendisiyle çelişkisini ifadelendirmektedir.

İnsan, toplumsal ortamının üzerine etkidiği izlenimlerin kurbanı olan ya da onları kaydeden edilgin bir tabula rasa değildir. Nesnel toplumsal dünyasının maddi ve ideal unsurları, yukarıda da göstermeye çalıştığımız gibi, ancak bir temellük süreci aracılığıyla, yani yalnızca kendi seçici faaliyeti aracılığıyla ve onun sonucu olarak kendi kişiliğini bileşenlerine dönüşür ve her insanın Özgül, indirgenemez bireyselliği doğrudan oluşturan, öncelikle bu faaliyet ve onun toplumsal sonuçlarıdır. Her bir somut birey, az çok kesinlikle sınırlandırılmış bir tarihsel olarak olanaklı davranış ve faaliyet biçimleri erimini, kendi tarihsel durumu, sınıfsal konumu vb. tarafından ile sabitlenmiş bir şey olarak bulur. Büyük toplumsal grupların elası davranış biçimlerine, tarihsel potansiyellerine ilişkin herhangi bir rasyonel “öngörü” de bulunabilmesinin nedeni budur. Ancak nedenli ayrıntılı olursa olsun, hiçbir toplumsal çevre araştırması, verili bir kişisel karakterin ya da herhangi bir tekil edinim zorunluluğunu çıkarsamaya olanak vermez. Somut bir yaşamın gidişatı, bir bireyin kişisel tercihi kendi edinimleriyle toplumsal ‘çevresinin ‘tepkileri’ arasındaki sonsuz etkileşim, alışveriş tarafından belirlenmektedir. İnsan kişiliği – L Kolakowski’nin uygun deyimini kullanacak olursak- insan ile dünya, öznel faaliyet ile nesnel toplumsal gerçeklik arasındaki sürekli diyalog içindedir. İnsan yaşamını ancak tarihsel koşulların, toplumunun kendisine sağladığı malzemeden yapabilir. Ancak yabancılaşma eğilimlerinin başat olduğu dönemde dahi, yaşamını bu malzemeden -çok dar sınırlar dâhilinde olsa da-yapan, bireyin kendisidir.

İnsan etkileşiminin, eriminin bu tedrici genişleme süreci, aynı zamanda -insan tarihinin genel eğilimine ilişkin olarak-insanların dolayımsız çevreleri ve toplumsal grupları ile ilintili özerkliklerin genişlemesi sürecine, insanın bu özerkliğe dayalı insan öznelliğinin genişlemesine, kısacası, bireyselliğin ortaya çıkışına denk düşer, “tarihte gerilere gittikçe birey, dolayısıyla da üreten birey artan ölçüde daha geniş bir bütüne ait görünür…”  insan tarihinin ilkel-arkaik evresinde başat olan küçük ve kapalı yerel cemaatler bireylerin salt rastlantılardan ibaret olduğu toplumsal tez olarak görünür. İnsanlar sözcüğün gerçek anlamıyla ancak toplumsal temasların gerçekleşmesi aracılığıyla -ve öncelikle mübadelenin ilerlemesi aracılığıyla- bireylerin yaşamlarının önkoşulları işlevi gören, yani verili ve değişmez bir şey olarak görünen cemaatleri çözen bir tarihsel süreç içerisinde birey haline gelirler. İnsanın evrenselleşmesi ve bireyselleşmesi, birliği tarihin uzun bir dönemi boyunca, yalnızca sabit, derin otonomiler (Yabancılaşma döneminde bireyselleşme) aracılığıyla gerçekleşse de bu bakımdan, tekil bir bütünsel süreç oluşturur.

“Modern yaşamın en derin sorunları bireyin, boğucu toplumsal kuvvetler, tarihsel miras, dış kültür ve yaşama kültürü tekniği karşısında varoluşunun örnekliğini ve bireyselliğini koruma savından kaynaklanmaktadır” diyen George Simmel ise mal mübadelesinin yerini alan paraya dayalı ekonomik sistemin, insanın bütünselliğini tehdit ettiği düşüncesindedir.

Sınıflı toplumda törenin de üstünde resmi devlet kuralları, gerektiğinde şiddet uygulanarak, daha da katı olarak yürütülecektir. Bireyin bağlılığı tutsaklığa ve köleliğe dönüşecektir. Bağımlılık sadece toplumun maddi üretim koşularında değil, zihniyet ve duygu dünyasında da egemen kılınacaktır. İdeolojik ve maddi koşullar toplumun tüm kesimlerinde ilahi düzenin yansımaları olarak kutsallıkla benimsetilecektir. Sınıfsal sömürü olanakları arttıkça, bunu mümkün kılan bağımlılık ilişkileri hem maddi baskı ve işkencelerle, hem de manevi korku ve müjde aşılayan mitolojilerle habire pekiştirilecektir. Birey de artık bir kurtuluş özlemi gelişecek, büyük bir dengesizliğe ulaşmış toplumsal ağırlıktan kaçış süreci başlayacaktır. Çeşitli yeni gruplaşmalarla bağımlılığı ve köleliği dayatan toplumda çözülme hız kazanacaktır. Önceleri hafiften acılarından bahsederken, insan giderek yakınır ve isyana yönelir. Resmi düzen güçlerine karşı kendi dayanma olanaklarını araştırır. Yeni tanrı arayışları ve toplumsal birliktelikler bu süreçte gerekli farklılığı zihinlere yerleştirir.

Muhalif toplum bireye daha yakındır. Özgürlük süreci bir anlamda yeni toplumsal hareketliliktir, onun ideolojik kimlik ve düzen arayışıdır. Eğer yeni ideoloji ve toplum deneyimle muhalefet ettiği sisteme rağmen yaşar ve hatta daha da verimliliğini kanıtlarsa, eskinin yerine geçme imkânı doğar. Köleci sisteme karşı ister tek tanrılı dinler, ister yarı felsefi-dini tarikatlar biçiminde olsun, gelişen bu eğilim İsa Örneğinde görüldüğü gibi tam bir Mesihlik, kurtuluşçu akım olarak belirecektir. Toplumsallığın çok uzun süren bir döneminden sonra bireyin vicdanı ve zihni uyanmaktadır. Yüz binlerce yıl süren toplumsal töreciliğin prangalarından kurtuluş, aşırıya kaçmış toplumsallık olgusunun itirafıdır. Bu eğilim feodal toplum sistemini doğurduğunda durmayacaktır. Tanrı aşkı veya klasik orta çağ aşkları, yine bireyin aşırı toplumsallaşmadan kaçışını, özgürlük arayışını ifade edecektir. Bu kadar büyük aşk arayışları ne kadar mahkûm yaşandığının çarpıcı kanıtlarıdır. Toplumdan kaçınmakta, Allaha sığınılmakta, birey aşkından medet umulmaktadır. Felsefe ve tarikat arayışları da bu sürecin bir parçası olarak devam etmektedir. Sınırlı ve yanlış hedef ve araçlarla da olsa, başkaldıran birey artık kolay dizginlenmeyecektir.

Kapitalizmi doğuran en temel etkenlerden biri olan bireyciliğe bu kapsamda bakılınca burjuva liberalizminin ne kadar güçlü tarihsel ve toplumsal kökenlere sahip olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bununla birlikte tüm haklılığına rağmen, bilimsel Sosyalizm toplumculuğunun neden üstünlük kazanmadığını da daha derinden anlamak mümkün olmaktadır. Toplum bir çelik çekirdek olarak varlığını sürdürdükçe, bireyci liberalizm sosyalizme hep üstün gelecektir. Eski toplumun çekirdeksel dağılışı gerçekleştiğinde, o zaman toplum-birey ilişkilerinde ideal bir denge kurmanın koşulları doğmuş olacaktır.

Burada tanımlama düzeyinde de olsa kapitalizmi doğuran tarihi eğilimlerden bahsederken -ki kapitalizmin tarihine girmeyeceğiz, şüphesiz bireycilik akımı bu eğilimlerin en başta gelenidir. Birey adeta eritilmiştir. Toplum ise, neredeyse çevre elektronlarını yutmuş, büyümüş ve parçalanmaya yatkın bir atom çekirdeğine benzemektedir. İşte bireycilik, tıpkı sisteme giren bir parçacığın zincirleme reaksiyonlara yol açması gibi, eski şişmiş ve hantal toplumu parçalayan parçacık rolünü oynamaktadır. Doğacak kapitalizm gücünü bu toplumdan alırken, aslında büyük bir tarihsel sonuca yol açmaktadır.

Kapitalizm, gücünü ve enerjisini esas olarak binlerce yıl sürekli büyümüş toplumunda bireycilik çıkışından almaktadır. Yaratıcılığının sırrı buradadır.

Toplum ve Toplumsallığı Yorumlamak

Toplumla uğraşmak fizikle uğraşmaya benzemez. Kaldı ki, orada bile hatalı bir deneyim, kontrol altında olmayan bir icat en büyük felakete yol açabilecektir. Atom bombası bunun çarpıcı bir örneğidir. Toplumsal saha tümüyle kutsal bir mabet gibidir. Her ilişki ve kurumunu aynı hassasiyetle anlamak ve nasıl yaklaşım içinde olmak gerektiğini belirlemek, en az bir tıp doktorluğu kadar sorumluca ve ustaca ilgilenmeyi gerektirir. Bu yapılmadığı içindir ki, toplumun trajik kaderi ortaya çıkmakta; çılgınlığın her biçimine, korkunç işkence ve savaşlara kadar gidilebilmektedir. En büyük özeleştirilerin toplumsal bilime ilişkin verilmesi gereği her geçen gün önemini arttırarak ortaya koyacaktır.

Toplumbilim, artık Comte, Durkheim ve Spencer In yapmış oldukları gibi pek de kesin olmayan bir toplum tipolojisi ortaya koyma çabalarını bir yana bırakıp, değişimle, denge ve dengesizlik etkenleriyle uğraşmaktadır”Çalışmak mücadele etmek ve kendilerine de daha iyi yaşam kurmak için toplum içinde bir araya gelmiş dünyanın tüm insanlarını seyretmek, anlamak insana hiçbir şeyin veremeyeceği bir mutluluk veriyor” Antonio Gramsci.

Bireycilik kapitalist toplumu doğuran sistemin temel ruh özelliğidir. Bireycilik, kapitalizmin doğuşunda zincirinden boşalmış bireyin çılgınlığa varan, kendisinin çıkarından başka hiçbir kutsallığı olmayan kükreyişidir; benliği en temel sürükleyici güçlerden başta gelenidir. Bilimden bile öncelikli bir güç olarak rol oynamaktadır.!

Kapitalist birey, özünde toplum karşıtıdır.  Özellikle doğuş sürecinde bireyci tutku hiç sınır tanımamaktadır. Kendini geçmişin tüm bağlarından koparmış, para saymakla özgürleştiğine inanmaktadır. Para gücünü tanrıyla eşitlemektedir. Yani tanrı=para formülü kapitalist bireyin beğenisidir. Para, sistemin ruhunun somut ifadesi olmaktadır. Sihirli güçtür, çevrilemeyeceği hiçbir değer yoktur. Toplumun daha önceki biçimlerinde simgeleri totem, tanrı, tanrı-krallar gibi değerlendirilirken, kapitalist biçimlenişte toplumun en özlü ve güç yansıtıcısı, bireysel ruhu en çok çeken, uğruna her şeyin göze alındığı, gerektiğinde tüm insanlığa kan kusturacak savaşlara götüren güç para olmaktadır. Para etrafında şekillenen bir ruh kimliği geçerli olmaktadır.

Din-Ahlak İlişkisi ve Bilimin Halklaşması

Önceki tüm sistemler, toplumsallığı sürekli  burjuvanın bireyci çıkarlarına göre geliştirmekteydiler. Ahlâki-politik toplumda  İster açık ister kapalı, ister gönüllü ister zorla yapılsın, toplumsallaştırma yaşamın en vazgeçilmez kutsal eylemidir. Tüm din, ahlâk, üretim, siyaset bu amaca bağlanmak durumundadır. Her gelenek ve herkes bu kuralın değişmez propagandacısıdır. Kapitalist aşamaya gelindiğinde, aşırı yük bağlanan toplumsallaştırmanın bireycilikle patlatılarak görülmemiş bir güce(atomun parçalanması) ulaşılacağı adeta keşfedilmiş gibidir. Toplumu en hassas noktalarından bireycilik bombasıyla patlatmak muazzam servete yol açmaktadır. İlk denemeler başarılı sonuç verince, geriye kalan sistemleştirmedir. Bireyin dergâhı artık tapınak değildir. Yüzler Allah’a çevrilmemektedir. Günahkarlık ortadan kaldırılmıştır. Yeni Kâbe fabrikadır, yeni tanrı paradır, kutsal olan bireyci çıkardır. Günahkarlılığın önünde bir tür engeldir.

Yüz binlerce yıl birey dini ritüel de kurban edildi. Birçok din en değerli varlıklarını, çocuklarını, toplumsal esenlikten sorumlu tuttukları tanrılarına gözünü kırpmadan kurban verdiler. Toplumun kara vicdanında din adına böyle açıldı. Sinirsiz kurban sunmalarla bireyden intikam alındı. Toplum tarihi bir anlamda da toplumu kurtarma adına bireyi kurban etme tarihine dönüştü. Tüm savaşlar, ibadetler, törenler, bunu hizmetine koşuldu. Burada toplumsallık adına yapılanlar çılgınlığa varmaktadır. En ufak bir kural çiğneme, en büyük günah ilan edilebilmektedir. Yeryüzünün cehennemleştirilmesi yetmediği gibi, öte dünya adına bir başka cehennemle azaplı süreç sürekli kılınmaktadır. Bireyin tutsaklığı o kadar geliştirilmiştir ki, gölgesine bile sahip çıkamamakta, gölgelerin gölgesi konumuna indirgenmektedir. Toplumsallık adına birey bu hale getirilmiştir.

Kuşkusuz ahlaki-politik birey tüm bu saldırılara rağmen ayakta kalmayı ve tarih içinde direnerek varlığını sürdürmeyi de başarmıştır. Bu direniş ahlaki ve politik değer yargılarına sahip çıkma temelinde, komünal demokratik değerlerin geliştirilmesi esasına dayanmaktadır.

Bu somutlayış ancak iyimser, ileri ve dinamik bir yöntemle gerçekleştirildiğinde bir anlam kazanacaktır. Toplum bilimin ve tarihe bakışın, devletçi-hiyerarşik görüşü boşa çıkarması için en baştan ve yeniden konumlanması gerekir ve bilimin halklaşması ve özgürleşmesi için bu görev, bir zorunluluktur. Toplumun büyük bedellerle ve titizlikle koruduğu değerlerini, yaratılarını, tahakkümcü-istismarcı yöntemlerden uzak tutmak, bu kurgusal yapmacık ikiyüzlü ve faydacılığı temel alan değerlerden ayrıştığı noktaları somutlaştırmak görev olmalıdır. Egemenler kirli-paslı kurgularını cilalayıp yeniden halkların belleğine sunsalar da onları bütünüyle kandırmayı ve ortak değerlerini onlara unutturmayı hiçbir zaman başaramadılar.

Elbette tarihin sonunun geldiğini söyleyen, kapitalist “ilerlemenin” bir kurbana dönüştürmeye çalıştığı ahlaki-politik toplum, tarihe ve topluma sinmiş olan tahakküm ve hiyerarşi örüntülerinden kurtulmak için direnirler.

Ahlaki-politik toplumun belleğine inanmalı, yaslanmalı ve her insanın belleğinin en derinlerinde yatan toplumsal ortakçı-paylaşımcı yaşamın sıcaklığında bugün yeni ateşleri yakacak kıvılcımların olduğunu bilerek, o kıvılcımların tutuşturacağı büyük özgürlük ateşine doğru yürümeliyiz.

Toplumsallaşmanın verdiği büyük güç anlaşıldıkça toplumsallaşmaya daha da yüklenmek kaçınılmaz olacaktır. Onunla doğanın bir sürüngeni, pasif yaratığı olmaktan kurtulunmakta; tersine geliştikçe, tüm doğa değerlerine hükmeden bir güç haline gelinmektedir. Toplum tarihinin başlangıç aşamaları bu nedenle hep aşırı toplumsallaşma, alt biçimden üst biçime, bir bölümden diğer bölüme sürekli sıçramaların yapıldığı bir yapı ortaya çıkarmadır. Kendini gösteren tüm sorunlar ve engeller ilgili toplum biçimlenişleri oluşturularak yanıtlanmaktadır. Kısa sosyolojik bilgilenmeler gerçeğin bu yönlü akıp geldiğini, kesintisiz ve sürekli büyüyen bir gelişmenin olduğunu göstermektedir. Ara-sıra kopmalar, parçalanmalar ve imhalar genel eğilimin sürekli büyüme ve güçlenme trendini ortadan kaldıracak güçte olmamaktadır. Belki de toplumsal evrimleşmenin gerekli olarak eskinin yeni önünde işlevini yitirmiş kalıntıları ve fazlalıklarıdır.

ABDULLAH ÇELİK

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

ZAFERE GİDERKEN TOPLUMSAL BİRLİK ANI

15 AĞUSTOS ATILIMI KÜRDÜN ÖZGÜR TARİH YAZIMIDIR

ÖNDERLİK GERÇEKLİĞİ

KDP, TC’NİN SAHADAKİ FAAL KONTRA JİTEMİDİR

ÖNDERLİKSEL PARADİGMANIN ZAFERİ

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMELERİNDE SAVAŞ SUÇLARI

PKK İRADELEŞEN VİCDANIN HAKİKAT KILAVUZUDUR

BARIŞ GÖRÜŞMELERİ VE TASFİYE SÜRECİ

TALİBAN - AFGANİSTAN

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ ROMA STATÜSÜ

ORTADOĞU'DA ÇÖZÜM ARARKEN

ÖNDERLİK PARADİGMASI - ORTADOĞU

DİJİTAL MEDYADA GÜNDEM ÖNDER ÖCALAN REFERANDUMU

HALEPÇE'DEN WERXELÊ'YE KÜRTLERİN KİMYASALLA MÜCADELESİ

DEMOKRASİ İTTİFAKININ ROLÜ VE ÖNEMİ

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ İTTİFAKI ZAMANI

DEVRİMCİ DALGAYI YÜKSELTELİM

DÜŞMAN HUKUKU VEYA İLKEL İNTİKAMCI ZİHNİYET

SAVAŞI DOĞRU TANIMLAMAK

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI ORTADOĞU'DAKİ GERİCİLİĞİN EN BÜYÜK KALESİNİ DE YIKACAKTIR (1.BÖLÜM)

ÖNDERLİK HAKİKATİNE DOĞRU KATILMAK (1.BÖLÜM)

2021’E GERİLLA CEPHESİNDEN BAKIŞ (2.BÖLÜM)

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI ORTADOĞU'DAKİ GERİCİLİĞİN EN BÜYÜK KALESİNİ DE YIKACAKTIR (2.BÖLÜM)

ÖNDERLİK HAKİKATİNE DOĞRU KATILMAK (2.BÖLÜM)

KOBANÊ HEM BİR SAVAŞIN BAŞINI HEM DE SONUCUNU GÖSTERİYOR

HDP GENÇLİK MECLİSİ3’ÜNCÜ KONGRESİNİ AMED'DE TOPLADI

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI ORTADOĞU'DAKİ GERİCİLİĞİN EN BÜYÜK KALESİNİ DE YIKACAKTIR (3.BÖLÜM)

ÖNDERLİK HAKİKATİNE DOĞRU KATILMAK (3.BÖLÜM)

GENÇ BAŞLADIK, GENÇ BİTİRECEĞİZ

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN ÜSTLENDİĞİ GÖREVLER VE AMAÇLARI(1.BÖLÜM)

TEK ALGIMIZ ÖNDERLİK OLMALIDIR

DİRENİŞ GELENEĞİNE SAHİP ÇIKAN MAXMUR HALKI

ÖĞRETİCİ BİR DİRENİŞ YILI

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN ÜSTLENDİĞİ GÖREVLER VE AMAÇLARI(2.BÖLÜM)

KİMYASALLAR TÜRK DEVLETİNİN VAZGEÇİLMEZİ OLDU (1.BÖLÜM)

GERİLLANIN SOLUMASI İÇİN ‘GÜZEL KOKULU’ ZEHİRLİ GAZ KULLANDILAR (2.BÖLÜM)

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ(3.BÖLÜM)

KİMYASALSALDIRISI ALTINDA 40 GERİLLA SON ANA KADAR DİRENDİ (3.BÖLÜM)

BAKIRKÖY KADIN CEZAEVİ'NDE 28 TUTSAK KADIN AÇLIK GREVİNDE

HSM 2021 SAVAŞ BİLANÇOSUNU AÇIKLADI

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ(4.BÖLÜM)

DESMONT TUTU ÖZGÜR VE DEMOKRATİK KÜRDİSTAN'DA YAŞATILACAKTIR

DÜNYA KÜRT'ÜN ‘KİMYASALI DURDURUN’ ÇIĞLIĞINI DUYMADI (4.BÖLÜM-SON)

İŞGALCİ TÜRK ORDUSU ZAP'IN 3 BÖLGESİNDEN GERİ ÇEKİLDİ

DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ(5.BÖLÜM)

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (1.BÖLÜM)

I.WALLERSTEİN VE A.GUNTER FRANK'IN DÜNYA SİSTEMİ ANALİZİ VE A.ÖCALAN'IN MERKEZİ UYGARLIK KURAMI (1.BÖLÜM)

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (2.BÖLÜM)

I.WALLERSTEİN VE A.GUNTER FRANK'IN DÜNYA SİSTEMİ ANALİZİ VE A.ÖCALAN'IN MERKEZİ UYGARLIK KURAMI (2.BÖLÜM)

KDP’NİN TÜMÜ, ŞENGAL’DEKİ KAÇIŞTA SAKLIDIR

“ÖZGÜRLÜĞÜN ANLAM MELODİSİNİ YARATAN BİLGE KUŞATMADA”

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (3.BÖLÜM)

CPT'YE BAŞVURU: ACİLEN İMRALI'YA GİDİLMELİ

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (4.BÖLÜM)

KİRLİ UZLAŞMALARA KARŞI İDEOLOJİK RADİKALİZM

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (5.BÖLÜM)

KONGRA-GEL PARİS'TEKİ YÜRÜYÜŞE ‘SEL GİBİ AKMAYA’ ÇAĞIRDI

“ÜÇ SÜLEYMAN VE İHANET”

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (6.BÖLÜM)

SİYASİ TÜRBÜLANS VE İÇ MONOLOGLAR

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI’NIN GÜÇ ALDIĞI KOŞULLAR (7.BÖLÜM)

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (8.BÖLÜM)

MAZLUMUN YANINDA ZALİMİN KARŞISINDA OLACAĞIZ

ALIŞTIRILMIŞ AKIL

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (9.BÖLÜM)

DİJİTAL KOLONYALİZM: AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN EVRİMİ

DEMOKRATLIĞIN ÖLÇÜSÜ

KENDİNİ ÇÖZEN İNSANIN GÜCÜ 2021 YILI GERİLLA DİRENİŞİNDE ORTAYA ÇIKMIŞTIR

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (10.BÖLÜM)

DİRENİŞİMİZLE HESAP SORACAĞIZ

BİR DİRENİŞ TAPINAĞIYDI GİRÊ SOR (1.BÖLÜM)

DEMOKRATİKLEŞME SOKAKLARDA GELİŞİR

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (11.BÖLÜM)

BİR DİRENİŞ TAPINAĞIYDI GİRÊ SOR (2.BÖLÜM)

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (12.BÖLÜM)

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (1.BÖLÜM)

BİR DİRENİŞ TAPINAĞIYDI GİRÊ SOR (3.BÖLÜM)

ÖNDER APO'NUN ÇAĞRISINA BİR KEZ DAHA KULAK VERELİM!KOBANÊ'Yİ SAVUNALIM!

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (13.BÖLÜM)

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (2.BÖLÜM)

BİR DİRENİŞ TAPINAĞIYDI GİRÊ SOR (4. BÖLÜM)

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (14.BÖLÜM)

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (3.BÖLÜM)

BİR DİRENİŞ TAPINAĞIYDI GİRÊ SOR (5.BÖLÜM)

PKK YASAĞINA KARŞI KAMPANYA İSVİÇRE'DE HIZLANDIRILDI

DÖRDÜNCÜ STRATEJİK MÜCADELE DÖNEMİ-DEVRİMCİ HALK SAVAŞI'NIN HEDEFLERİ (15.BÖLÜM)

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (4.BÖLÜM)

TUTSAK AİLELERİNDEN 'ÇOCUKLARIMIZ İÇİN BİRLEŞELİM' ÇAĞRISI

UZUN YÜRÜYÜŞ BU YIL FRANSA'DA DÜZENLENECEK

ÖNDERLİK OLMADAN HİÇ KİMSE ÖZGÜR OLAMAZ (1.BÖLÜM)

GENÇLİK ÖRGÜTLERİNDEN İMZA KAMPANYASINA KATILIM ÇAĞRISI

‘YÜREĞİ KÜRDİSTAN İÇİN ATARDI’

ÖNDERLİK OLMADAN HİÇ KİMSE ÖZGÜR OLAMAZ (2.BÖLÜM)

İŞGALCİ TÜRK DEVLETİNDEN EFRÎN'DE BULUNAN AVESTA ŞEHİTLİĞİNE SALDIRI

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (5.BÖLÜM)

KOMİTACI-DARBECİ GELENEK VE GLADİOCU KONTROL (6.BÖLÜM)

ULUS-DEVLET ONTOLOJİSİNİN ÖZEL SAVAŞLA OLAN YAPISAL İLİŞKİSİ (1.BÖLÜM)

BİR DİL HAFIZASINI KAYBETTİĞİNDE ÖLÜR!

ÖZ YETERLİLİĞİ SAĞLAYAN BİR EKONOMİ

ULUS-DEVLET ONTOLOJİSİNİN ÖZEL SAVAŞLA OLAN YAPISAL İLİŞKİSİ (2.BÖLÜM)

ÖZÜ ARAYIP İRADELEŞEN VE SAVAŞAN KADININ ADRESİ

DEVLET BÜROKRASİYİ, SİYASET İSE DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDER (1.BÖLÜM)

DEVLET BÜROKRASİYİ, SİYASET İSE DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDER (2.BÖLÜM)

KADIN KURTULUŞ İDEOLOJİSİ TEMELİNDE ‘XWEBUN’

BAŞLANGICIN HAKİKATLE BAĞI

“ROJAVA DEVRİMİ İÇİN SEFERBERLİK ZAMANI”

TARİHİN YAZDIĞI DAVALAR VE ADALETİN SİYASETİ

TOPLUMSAL HAKİKAT TANIMI

GLADİO MERKEZİ NATO VE TÜRKİYE UZANTILARI (1.BÖLÜM)

ÜÇÜNCÜ ÇİZGİDE DİRENME ÜZERİNE

GLADİO MERKEZİ NATO VE TÜRKİYE UZANTILARI (2.BÖLÜM)

TOPLUMSAL İNSAN, ÖZGÜR İNSANDIR

ÜÇÜNCÜ YOL; HAKİKATIN PATİKASI (1.BÖLÜM)

GLADİO MERKEZİ NATO VE TÜRKİYE UZANTILARI (3.BÖLÜM)

ÜÇÜNCÜ YOL; HAKİKATIN PATİKASI (2.BÖLÜM)

GLADİO MERKEZİ NATO VE TÜRKİYE UZANTILARI (4.BÖLÜM)

ÜÇÜNCÜ YOL; HAKİKATIN PATİKASI (3.BÖLÜM)

ÜÇÜNCÜ YOL; HAKİKATIN PATİKASI (4.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (1.BÖLÜM)

GÜNEŞİN ETRAFINDA ATEŞTEN BİR ÇEMBER: VİYAN SORAN

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (2.BÖLÜM)

YURTSEVERLİK ÖZGÜRLÜKSÜZ, ÖZGÜRLÜK YURTSEVERLİKSİZ OLMAZ

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (3.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (4.BÖLÜM)

FAŞİZMİN TÜKENİŞİ

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (5.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (6.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (7.BÖLÜM)

IRAK'TA YENİ DENGELER

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (8.BÖLÜM)

KOMPLOYA KARŞI "DAĞ DELİSİ"NİN İLKESİ

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (9.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (10.BÖLÜM)

PKK'YLE YENİDEN FİLİZLENEN ÖZGÜR EŞ YAŞAM VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR-1

15 ŞUBAT VE ÖNDERLİK GERÇEĞİ (1.BÖLÜM)

HAKİKAT ARAYIŞCILIĞI BİR SORGULAMA İŞİDİR (11.BÖLÜM)

NORMAL SİYASET, OLAĞANÜSTÜ SİYASET VE TÜRKİYE

PKK'YLE YENİDEN FİLİZLENEN ÖZGÜR EŞ YAŞAM VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR-2

15 ŞUBAT VE ÖNDERLİK GERÇEĞİ (2.BÖLÜM)

15 ŞUBAT VE ÖNDERLİK GERÇEĞİ (3.BÖLÜM)

15 ŞUBAT VE ÖNDERLİK GERÇEĞİ (4.BÖLÜM)

ARMANCA KOMPLOYÊ Û TÊKOŞÎNA AZADİYÊ!

KOMPLOYU 24. YILDA YENMEK

15 ŞUBAT VE ÖNDERLİK GERÇEĞİ (5.BÖLÜM)

ŞENGAL’İ, MEXMUR’U BIRAK, MUSUL VE KERKÛK İLE İLGİLEN

MUHALEFET ALTIDAN BÜYÜKTÜR

“KÜRT HALKINA KDP İHANETİNİN FATURASI AĞIR OLACAK”

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM (1.BÖLÜM)

HAKİKAT ALGISI

ÖCALAN’IN ESARETİ, DEMOKRATİK KÜRTLÜĞÜN VE TÜRKLÜĞÜN ORTAK ESARETİDİR (1.BÖLÜM)

ÖZGÜRLÜK DEVRİMİ YENİ BİR AHLAKI TEMSİL EDİYOR

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM 2.BÖLÜM)

ÖCALAN’IN ESARETİ, DEMOKRATİK KÜRTLÜĞÜN VE TÜRKLÜĞÜN ORTAK ESARETİDİR (2.BÖLÜM)

TARİHSEL PERSPEKTİFTEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (1.BÖLÜM)

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM (3.BÖLÜM)

ÖCALAN’IN ESARETİ, DEMOKRATİK KÜRTLÜĞÜN VE TÜRKLÜĞÜN ORTAK ESARETİDİR (3.BÖLÜM)

TARİHSEL PERSPEKTİFTEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (2.BÖLÜM)

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM (4.BÖLÜM)

DİAYDER İFTİRANAMESİ...

ÖCALAN’IN ESARETİ, DEMOKRATİK KÜRTLÜĞÜN VE TÜRKLÜĞÜN ORTAK ESARETİDİR (4.BÖLÜM)

TARİHSEL PERSPEKTİFTEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (3.BÖLÜM)

İDEOLOJİSİZ İNSAN VE TOPLUM OLMAZ (1.BÖLÜM)

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM (5.BÖLÜM)

DEMOKRATİK MODERNİTE DEĞERLERİNİ SİSTEME KAVUŞTURMAK (1.BÖLÜM)

EVRENSEL TARİH ANLAYIŞI

İDEOLOJİSİZ İNSAN VE TOPLUM OLMAZ (2.BÖLÜM)

ANADOLU-MEZOPOTAMYA İLİŞKİLERİNDE İKTİDAR SORUNU VE DEMOKRATİK YÖNETİM (6.BÖLÜM)

DEMOKRATİK MODERNİTE DEĞERLERİNİ SİSTEME KAVUŞTURMAK (2.BÖLÜM)

APOLİTİK İKTİDAR-POLİTİKLEŞMİŞ TOPLUM VE DEĞİŞİM

HASTA TUTSAKLARIN ONURLU DİRENİŞİ

DEMOKRATİK MODERNİTE DEĞERLERİNİ SİSTEME KAVUŞTURMAK (3.BÖLÜM)

FEMİNİZM VE ÇOĞUL KİMLİK ARAYIŞI (1.BÖLÜM)

ALEVİLER DEMOKRASİ CEPHESİYLE KAZANACAK

FEMİNİZM VE ÇOĞUL KİMLİK ARAYIŞI (2.BÖLÜM)

ALEVİLER ELEŞTİRİLERİNDE HAKLILAR ANCAK...

DEMOKRATİK KURTULUŞ VE ÇÖZÜM

DEMOKRATİK UYGARLIK DEVLETÇİ UYGARLIĞA KARŞI; TARİHLE ŞİMDİYİ YAPMAK! (1.BÖLÜM)

FEMİNİZM VE ÇOĞUL KİMLİK ARAYIŞI (3.BÖLÜM)

KENDİ GÜNDEMİNİ KAYBETMEMEK

DEMOKRATİK UYGARLIK DEVLETÇİ UYGARLIĞA KARŞI; TARİHLE ŞİMDİYİ YAPMAK! (2.BÖLÜM)

DEVLETİN ZİHNİYETİ DEĞİŞMEDEN ALEVİLİK TANINMAZ

NEFS SAVAŞI MODERNİZME KARŞI DURUŞTUR

FEMİNİZM VE ÇOĞUL KİMLİK ARAYIŞI (4.BÖLÜM)

50. ONUR YILI

DEMOKRATİK UYGARLIK DEVLETÇİ UYGARLIĞA KARŞI; TARİHLE ŞİMDİYİ YAPMAK! (3.BÖLÜM)

BEN DEĞİLSE KİM, ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN

DEWRÊŞVARİ SAVAŞ

KENDİNE GÜVENSİZLİK ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

ÖNDERLİKSİZ YAŞAM ÖZGÜRLÜKSÜZ YAŞAM DEMEKTİR

TÜRK ORDUSUNUN TEK ÖĞRETMENİ PKK GERİLLASIDIR

TEŞKİLAT-I MAHSUSA’DAN MİT VE SADAT’A TÜRK SUİKAST TİMLERİ (1.BÖLÜM)

BEKO MU, MEM Û ZÎN Mİ? YA DA DEVLETMİ, DEMOKRATİK ULUS MU? (1.BÖLÜM)

KENDİNE GÜVENSİZLİK ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

“BÜYÜK ONUR SAVAŞI” EN ÇOKTA GENÇLİĞİN SAVAŞIDIR

BEKO MU, MEM Û ZÎN Mİ? YA DADEVLETMİ, DEMOKRATİK ULUS MU? (2.BÖLÜM)

KENDİNE GÜVENSİZLİK ÜZERİNE (3.BÖLÜM)

BEKO MU, MEM Û ZÎN Mİ? YA DADEVLETMİ, DEMOKRATİK ULUS MU? (3.BÖLÜM)

KÖŞELERDE RUHLARINI DAHİ SATANLAR

TARİHİ BİR BAHAR DÖNEMİ BAŞLADI

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (1.BÖLÜM)

GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK

AVRUPA OPORTÜNİZMİ DİZ ÇÖKÜYOR

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (2.BÖLÜM)

DÜNYAYA EN ÇOK ZARAR VEREN İNSAN (THOMAS MIDGLEY)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (3.BÖLÜM)

AVRUPA'NIN KARANLIK TARİHİ: İNSANAT BAHÇELERİ

ALMAN TARZI KAN DAVACILIĞI

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (4.BÖLÜM)

İNGİLİZ SENARİSTLİĞİNDE RUS İŞGALİ NEYİ AMAÇLIYOR?

NEWROZLAŞAN BİR HALKIN DİRENİŞ ÖYKÜSÜ

SİYASİ İTFAİYECİLİK ÜZERİNE

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (5.BÖLÜM)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (6.BÖLÜM)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (7.BÖLÜM)

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (1.BÖLÜM)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (8.BÖLÜM)

ANTİ NEWROZCULUKTAN NEWROZ HOCALIĞINA

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (2.BÖLÜM)

TARİHİN UTANÇ SAYFASI HALEPÇE

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (9.BÖLÜM)

BU NEWROZ ÖZGÜRLÜK NEWROZU OLACAK

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (3.BÖLÜM)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (10.BÖLÜM)

8 MART DİRENİŞ RUHU NEWROZ'A DA YANSIYACAK!

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (11.BÖLÜM)

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (4.BÖLÜM)

''KDP'NİN DERİN DENKLEMİNDE 140'INCI MADDE''

HPG KOMUTA KONSEYİ TOPLANTISI BİZE NEYİ GÖSTERDİ?

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (12.BÖLÜM)

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (5.BÖLÜM)

“HELALLEŞME”

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (6.BÖLÜM)

ULUSAL KAHRAMANLIK ÇİZGİSİ ZAFERE YÜRÜYEN KÜRDİSTAN HALKININ YENİLMEZ GERÇEĞİDİR (13.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (1.BÖLÜM)

NEWROZLAŞAN HALKIN ÖYKÜSÜ (7.BÖLÜM)

TARİHE YENİ BİR SAYFA AÇTILAR

ANNALES VE TARİH (2.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (3.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (4.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (5.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (6.BÖLÜM)

İŞKENCE CUMHURİYETİ

ANNALES VE TARİH (7.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (8.BÖLÜM)

APOCU RUHU BU SİSTEMİ KIRMAK ÜZERİNE GELİŞTİRDİK

ANNALES VE TARİH (9.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (10.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (11.BÖLÜM)

DOĞALLAŞTIRILMIŞ BİR ÖZERKLİK TEORİSİNE DOĞRU: NİETZSCHE'NİN TAN KIZILLIĞI (1.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (12.BÖLÜM)

DOĞALLAŞTIRILMIŞ BİR ÖZERKLİK TEORİSİNE DOĞRU: NİETZSCHE'NİN TAN KIZILLIĞI (2.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (13.BÖLÜM)

1968 GENÇLİK HAREKETİ VE TÜRKİYE DEVRİMCİLERİNİN BİZE MİRASI

4 NİSAN’DA ÖNDERLİĞİMİZE EN BÜYÜK CEVAP ONU ANLAMAK UYGULAMAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTİR

ANNALES VE TARİH (14.BÖLÜM)

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINA KARŞI: DEVRİMCİ TUTUM

KÜRT ÖZGÜRLÜK DEVRİMİ KARŞISINDA ÇIKARILAN İHANET PROJESİDİR KDP!

ANNALES VE TARİH (15.BÖLÜM)

4 NİSAN KÜRDİSTAN VE KÜRDİSTAN TOPLUMUNDA BÜYÜK DOĞUŞUN İFADESİDİR

DOĞALLAŞTIRILMIŞ BİR ÖZERKLİK TEORİSİNE DOĞRU: NİETZSCHE'NİN TAN KIZILLIĞI (3.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (16.BÖLÜM)

DOĞALLAŞTIRILMIŞ BİR ÖZERKLİK TEORİSİNE DOĞRU: NİETZSCHE'NİN TAN KIZILLIĞI (4.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (17.BÖLÜM)

DOĞALLAŞTIRILMIŞ BİR ÖZERKLİK TEORİSİNE DOĞRU: NİETZSCHE'NİN TAN KIZILLIĞI (5.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (18.BÖLÜM)

EMPERYALİST HAKİMİYET KARŞISINDA KÜLTÜREL DİRENİŞ

ANNALES VE TARİH (19.BÖLÜM)

KAPİTALİST MODERNİTEYE KARŞI İDEOLOJİK FELSEFİK DİRENİŞ DURUŞUMUZ

SÜREÇ AKP-MHP FAŞİZMİNİN ÇÖKÜŞ SÜRECİDİR

ANNALES VE TARİH (20.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (21.BÖLÜM)

İHANETÇİ HARAMİLER VE DEYYUSLAR ÇETESİ

ANNALES VE TARİH (22.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (1.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (2.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (23.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (3.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (24.BÖLÜM)

ANNALES VE TARİH (25.BÖLÜM- SON)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (4.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (5.BÖLÜM)

DEMOKRASİ İTTİFAKI'NDA NETLİK

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (6.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (7.BÖLÜM)

YAŞAMI ÖZÜYLE BULUŞTURMANIN DİLİ; ETİK-ESTETİK (1.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (8.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (9.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (10.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (11.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (12.BÖLÜM)

KAPİTALİST MODERNİZME KARŞI ÖFKE SELİ OLMAK

VARLIK, HAKIKAT VE KÜRT GERÇEĞİ (1.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (13.BÖLÜM)

KDP VE BARZANİLER, ARTIK KÜRDİSTANİ BİR PARTİ-YÖNETİM OLARAK GÖRÜLEMEZLER

VARLIK, HAKIKAT VE KÜRT GERÇEĞİ (2.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (14.BÖLÜM)

VARLIK, HAKIKAT VE KÜRT GERÇEĞİ (3.BÖLÜM)

KURTEDÎROKA XIYANETA MALA BARZANÎ (BEŞA YEKEMÎN)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (15.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (16.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (17.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (18.BÖLÜM)

HİÇBİR DEĞERİN KALMADIĞI BİR DÜNYADA SAVAŞ

DUYGULARIN POLİTİKLEŞMESİ

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (19.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (20.BÖLÜM)

DÜŞLERE YAKILAN AĞITLAR GÜNÜMÜZDE UMUT VE UMUTSUZLUK (1.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (21.BÖLÜM)

DÜŞLERE YAKILAN AĞITLAR GÜNÜMÜZDE UMUT VE UMUTSUZLUK (2.BÖLÜM)

İNSANLIK TARİHİNİN EN ACIMASIZ 17 İŞKENCE YÖNTEMİ

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (22.BÖLÜM)

DÜŞLERE YAKILAN AĞITLAR GÜNÜMÜZDE UMUT VE UMUTSUZLUK (3.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (23.BÖLÜM)

DÜŞLERE YAKILAN AĞITLAR GÜNÜMÜZDE UMUT VE UMUTSUZLUK (4.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (24.BÖLÜM)

DUYGU ZAMAN ANLAMSALLIĞI VE YENİ HAKİKAT BİLMELERİ (25.BÖLÜM-SON)

GÖÇEBE – PROLETERLER (1.BÖLÜM)

GÖÇEBE – PROLETERLER (2.BÖLÜM)

AHLAKİ-POLİTİK TOPLUM (1.BÖLÜM)

GÖÇEBE – PROLETERLER (3.BÖLÜM)

AHLAKİ-POLİTİK TOPLUM (2.BÖLÜM)

ALMANYA, ERDOĞAN GİBİ FAŞİSTLERİ HAYATTA TUTUYOR

GÖÇEBE – PROLETERLER (4.BÖLÜM)

AHLAKİ-POLİTİK TOPLUM (3.BÖLÜM)

KÜRTLER, ÖNDERLERİYLE YENİDEN BİR DOĞUŞ YAŞADILAR

SİYASET ÜZERİNE (1.BÖLÜM)

AHLAKİLİK: ISRARLA SÖZ SÖYLEME VE EYLEM

SİYASET ÜZERİNE (2.BÖLÜM)

BİR BİLGELİK GELENEĞİ OLARAK AHLAKÇILIK

KADIN DEVRİMİ, AYNI ZAMANDA BİR ESTETİK DEVRİMİDİR

SİYASET ÜZERİNE (3.BÖLÜM)

AHLAKİ GÖRECELİK VE ÖZGÜRLÜĞÜN AHLAKI

İSMÂİLÎLİKTE HASAN SABBAH DÖNEMİ

SİYASET ÜZERİNE (4.BÖLÜM)

ORTADOĞU TOPLUMUNDA AHLAK VE POLİTİKA SORUNU

SİYASET ÜZERİNE (5.BÖLÜM)

TOPLUMUNA YABANCILAŞAN BİREYİN AHLAKİ-POLİTİK DEĞERLERLE ÇIKIŞ ARAYIŞI (1.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (6.BÖLÜM)

TOPLUMUNA YABANCILAŞAN BİREYİN AHLAKİ-POLİTİK DEĞERLERLE ÇIKIŞ ARAYIŞI (2.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (7.BÖLÜM)

CİNS MÜCADELESİNİ DOĞRU ANLAMLANDIRMAK

SORUNLAR DOĞRU TANIMLANMADAN AHLAKİ-POLİTİK TOPLUM OLUNAMAZ (1.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (8.BÖLÜM)

MAYIS ŞEHİTLERİMİZİN DİRENİŞ GELENEĞİ, MÜCADELEMİZİN TEMEL KAYNAĞIDIR

SORUNLAR DOĞRU TANIMLANMADAN AHLAKİ-POLİTİK TOPLUM OLUNAMAZ (2.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (9.BÖLÜM)

KDP VE VATAN HAİNLİĞİ

SİYASET ÜZERİNE (10.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (11.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (12.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (13.BÖLÜM)

ETİK İNSAN VE ETİK EYLEM (1.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (14.BÖLÜM)

DEVRİMSEL KOPUŞ VE BİLİNÇALTI

ETİK İNSAN VE ETİK EYLEM (2.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (15.BÖLÜM)

AHLAK VE TOPLUMSAL NORM (1.BÖLÜM)

DİRENMEK YAŞAMAKTIR!

SİYASET ÜZERİNE (16.BÖLÜM)

AHLAK VE TOPLUMSAL NORM (2.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (17.BÖLÜM)

DEVLETİN HUKUKU MU, TOPLUMUN AHLAKI MI? (1.BÖLÜM)

SİYASET ÜZERİNE (18.BÖLÜM-SON)

DEVLETİN HUKUKU MU, TOPLUMUN AHLAKI MI (2.BÖLÜM)