BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)
BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)
0 Yorum
77
08-05-2022

KORKUYU ÖLDÜRMEK

 Mürüvvet Ana:  

Görüşme Tarihi Mart 2013  

Bir kızı hala tutuklu.  

Felat: Şehadeti : 2001

Mehmet Nazır Şehadeti: 2 Kasım 2012  

Tarih kralların, generallerin çiftliği değil, Milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, onu biçer. Voltaire

Beşinci Sosyal Bilimler Kongresi’nde konuşan Araştırmacı-yazar Emine Uçak Erdoğan, zorunlu göçün devletin yaptığı baskının sonucu yaşandığını belirterek, “Eğer Kürtler bugün PKK’ye destek veriyorsa bunun nedeni onlara zorunlu göçü dayatmadır. Devlet güvenlik adı altında halkı göçe zorladı. Bu insanlar 30 yıldır bu acıyı en derinden yaşıyor ” dedi. ‘80’li dönemlerdeki Kürtler ile şimdiki Kürtler arasında uçurumlar kadar fark olduğunu söyleyen Erdoğan, Kürtlerin artık ciddi anlamda politikleştiğini dile getirdi. 1992 yılında Lice’de yapılanların ardından Lice’de yaşayan Kürtlerin neredeyse tamamının dağa çıktığını aktaran Erdoğan, Lice halkının çok politikleştiğini belirtti. Şu an Lice için araştırma komisyonu kurulduğunu ifade eden Erdoğan, gerçeklerin açığa çıkması gerektiğini dile getirdi. Bugüne kadar Kürtlerin hep farklı anlatıldığını ifade eden Erdoğan, “Şimdi bir Kürt batıya gitti mi ‘Sen hiç Kürtlere benzemiyorsun’ diyor, biz bunu büyük bir hakaret olarak kabul ediyoruz” diye konuştu. Yukarıda alıntıladığımız, Sosyal Bilimler Kongresi, bazı akademisyenlerin bir tespitidir. Lice geçmişte de Kürt tarihi açısından önemli bir yere sahipti. Birçok Kürt isyanına şahitlik etmiş bir yerdir. 1993 yılında Lice Katliamı olarak bilinen olaylarda yaklaşık yirmi insan hayatını kaybetti. Devletin resmi rakamlarına göre 401 konuttan 302’sine tam, 86’sına orta, 13’üne de az hasarlı raporu verildi. 

Bu olaylarda mahkemelerde sonuç alamayan mağdurlar, sorunu Avrupa İnsan Hakları Mahkeme’sine (AİHM) taşıdı. Türkiye, mağdurlara toplam 4.1 milyon lira tazminata mahkum edildi. ‘Dokuz Nisan 2013 tarihli Zaman Gazetesinde yayımlanmış bir haberi de buraya aktarıyoruz. 18 kişinin hayatını kaybettiği ‘sözde baskın’da askerî kaynaklar, üstlerinden kimlik çıkmayan 4 kişinin PKK’lı olduğunu öne sürmüştü. Ancak soruşturmayı derinleştiren savcılık, bu kişilerin sivil vatandaşlar olduğunu belirledi. İfadesine başvurulan askerlerin tümü, günlerce sürdüğü söylenen çatışmalarda hiç PKK’lı görmediklerini söyledi.(…) Baskında, PKK’ya yakın oldukları iddia edilen kişilere ait işyerleri ile DEP ilçe binası yakılmıştı. Daha sonra da köy yakma olayları yaşanmış, binlerce kişi büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştı. Milliyet gazetesinde önceki gün yayınlanan bir haberde ise, Jandarma’nın, Bahtiyar Aydın cinayeti için TBMM’de kurulan komisyona olayla ilgili bir PKK’lının yakalandığı bilgisini verdiği, ancak araştırmalar sonucu  bu bilginin doğru olmadığının tespit edildiği belirtilmişti. Öte yandan daha önce soruşturma kapsamında ifade veren bir gizli tanık, Bahtiyar Aydın’ın JİTEM’de görevli PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç tarafından vurulduğunu söylemişti. Bugüne kadar yaptığımız bire bir görüşmelerde, tanıklar ‘devlet baskısı ve yaşadıkları yerin yaşanamaz bir duruma gelmesinden söz ediyorlar. Göç edenler, bu baskılardan kurtulacaklarını umarken, gittikleri yerde de devlet peşlerini bırakmıyor. Bölgenin sosyolojik, yapısı, Kürt meselesinin tarihi köklerini de göz önüne alırsak PKK etrafındaki bu örgütlenmenin ve dağa gidişlerin hangi kontratlar üzerinde geliştiğini de anlamış oluruz.  

‘”Mürüvvet Ana’da bu mağdur ailelerden sadece biri. Dokuz çocuğu var(dı) iki oğlunu dağa vermiş, bir kızı hala cezaevinde olan bir ana. O da bize kendi hikâyesini anlatırken, göç, şiddet ve dağa gidiş arasında bir bağ kurarak anlatıyor.  

Mürüvvet Ana Anlatıyor

Dokuz çocuğum var(dı). Ben on dört yaşında evlendim. Eskiden Kürt meselesiyle ilgili çok şey bilmiyordum. Ev kızıydım anlayacağınız. Eşim, babamın dayısının oğluydu. Daha lisede okurken evlendirdiler. Eşim Kürt meselesine ilgi duyardı. O zamanlar KUK(Kürdistan Ulusal Kurtuluş) adında bir Kürt örgütü vardı, onlara sempati duyuyordu. PKK, bölgede faaliyetlere başlayınca, o zamanlar Lice’de Alattin Zorlu adında bir örgüt mensubu vardı. Bize sık sık gelip giderdi. Sadece onlar değil Türk solundan TİKKO gibi örgütlerin sempatizanları da gelirdi. Politik bir aileydik. Fakat o güne kadar çocuklarım ve eşim fiili olarak her hangi bir çalışmanın içinde değillerdi. Siyasi çevrelerin gelip gitmesi devleti rahatsız etmişti. Evimiz sürekli gözaltındaydı. Keyfi olarak eve baskınlar düzenleniyor, hakaretler ve tehditler yapılıyordu. Biz de artık bu durumdan bıkmıştık. Diyarbakır’a göç etmek zorunda kaldık. 1989 yılında göç ettiğimizde, artık her şeyi geride bıraktığımızı düşünüyorduk. Burada rahat ve huzurlu bir yaşamın bizi beklediğini umuyorduk. Oysa devletin kolları uzundu. Bizi burada da rahat bırakmadılar. Hiç unutmuyorum; birinci yılımızı doldurmuştuk Diyarbakır’da. Bizim akrabalık ilişkilerimizi bilirsiniz, ev akrabalarla dolup taşar. O gün de onlardan biriydi. Yaklaşık yirmi beş kişi evdeydik. Saat dokuz civarıydı. Polisler eve baskın düzenledi. Çocuklarım daha küçüktüler. En büyük oğlum on beş yaşındaydı. Eşimi alıp karakola götürdüler. O gün yirmi dört saat boyunca eve karakol kurdular. Elime bir kâğıt tutuşturup imzalamamı istediler. İmzalamak istemiyorum dediysem de ‘evinize bir zarar gelmediğine dair bir tutanaktır’ demeleri üzerine imzaladım. Eşim on sekiz gün gözaltında kaldı. Akıl almaz işkenceler yapıldığını anlattı bize. Şu an böbrek hastası, onun bu hale gelmesinde, yapılan işkencenin büyük bir payı var.

Oğlum Felat, lisede okurken, partinin gençlik kollarında çalışıyordu. Bu çalışmasından dolayı gözaltına alındı. Gözaltında bırakıldıktan sonra İstanbul’a gönderdik. Felat’la birlikte, Osman, Mehmet ve Siyabend’i de gönderdik. Korkuyorduk başlarına bir şey gelecek diye. Bir tekstil atölyesinde iş bulmuşlardı orada çalışıyorlardı. 1999 yılında Öcalan yakalanmıştı. İstanbul’a gitmiştim. Öcalan için açlık grevi başlatılmıştı. Oğlum açlık grevine katılmıştı, ben de katıldım. Bana ilk o zaman söyledi. ‘Dağa gideceğim’ diye. Karşı çıktım, yalvardım. Burada çalış, burada yapılacak daha çok şey var dediysem de laf geçiremedim. ‘Buradakiler samimiyetsiz gideceğim’ dedi. Oğlum Felat, iki yıl dağda kaldı. Ondan hiç haber alamamıştım. 2001 yılında Bingöl’ün Sancak Köyü’nde şehit düştü. O dönem sözde  barış süreciydi. Köyde bir sorun çıkmış, onların grubu o sorunu çözmeye gitmiş. Dönüşte birileri onları ihbar etmiş ve çatışma çıkmış Felat yaralanmış. Gruptakiler onu kurtarmaya çalışmış fakat Felat, gidin grubu kurtarın ben kendimi feda edeceğim demiş. “Lice’deki komutan, “Bu çok cesaretli bir çocuk. Onun cenazesini ailesine ben vermek istiyorum” demiş. O zamanlar cenazeyi almak bile bir meseleydi. Herhangi bir hadise olur şüphesiyle götürüp kendileri gömüyordu çoğu zaman. Lice’deki komutan bunu eşime söylemiş. ‘Senin oğlun gerçekten bir kahraman.’ 2001 yılının 3 Temmuz’unda Felat şehit düştü. Altı Temmuz’da onun cenazesini alıp Diyarbakır’a defnettik.  

Diğer oğlum Mehmet Nazır’ın hikâyesiyse daha bir başka. Oğlum Mehmet Nazır’ın 2005 yılında bir arkadaşı şehit düşmüştü. Şehidin tabutunu omuzlamış, Polisler de fotoğrafını çekmişler. Hakkında arama kararı çıkartılmış. Biz bilmiyorduk. İstasyonda bir miting yapılmıştı. Birlikte katılmıştık. Ben eve döndüm. Dedim siz de gelin oğlum, ‘anne sen git ben daha sonra geleceğim’ dedi. Ben de eve gittim. Arada fazla zaman geçmemişti, diğer oğlum Osman telefon açtı. Osman da yeni evlenmişti. Kardeşi Mehmet Nazır’ın gözaltına alındığını söyledi. O arada da polislere ‘kardeşimi götürüyorsanız beni de götürün’ demiş. O zamanlar gözaltında insanlar kaybediliyordu. Osman’da bunu bildiği için böyle bir tepki göstermiş. Polisler onu da gözaltına almışlar iki oğlumu da tutuklamışlar. Oğlum Osman belki kardeşini gözaltında kaybederler diye onunla birlikte gitmişti. 2006 yıllında iki oğlumda cezaevinden çıktılar. Oğlum Osman’ın hiçbir suçu yoktu. Kardeşimi bırakın dediği için tutuklanmış. Bu onun bir yılına mal olmuştu. Zamanın adaletini de artık siz düşünün. Osman’ın hala mahkemesi devam ediyor. Mehmet Nazır, bırakıldıktan sonra altı gün evde kaldı. Gerillaya katıldı. Tabi bizim gideceğinden haberimiz yoktu. Kaybolduğunu öğrendiğimizde aklımıza gelen ilk şey onun faili meçhul bir cinayete kurban gittiğiydi. Gerillaya gideceğini hiç beklemiyordum. Amcası onu aramış bulamamış bir süre sonra da dağa gittiğini öğrendik. Dedim ya bir kez daha evim yıkıldı. Dedesi ona “teyra baz” (kartal) derdi. Oğlum çok çalışkan biriydi. Dedesinin bir üzüm bağı vardı. Orayı işlemesini, onunla bir geçim yolu bulmasını istiyordu. Dedesi ona çok güvenirdi. 2012’nin 2 Kasım’ında Lice’de vuruldu. Köyümüze yakın bir yerde şehit düştü. Oğlum Mehmet Nazır Sonbahar’da doğmuştu. Yine Sonbahar’da şehit düştü. Cenazesi çok kalabalıktı. Benim oğlumun defni sırasında öyle bir yağmur yağdık ki bir tarafta güneş bir tarafta yağmur vardı. Sanki Allah şehit oğlum için özel bir gün hazırlamıştı. Mehmet Nazır ortaokul mezunuydu. Felat liseyi bitirdi. Ben onların okumasını çok istiyordum. Babası Felat’ın doktor olmasını istiyordu. İki oğlum da bu inanç uğruna bütün umutlarını bu dünyada bıraktılar. Mehmet Nazır’ın dedesi onun için Pılıng (kaplan) diyordu. Dedeleri çocuklarımı çok severdi. Biri kartal biri kaplan iki oğulu bu savaşta kaybettik. Kürt olmak belalı bir iştir. Kızım üniversite öğrencisi, o da bir yıldır tutuklu. İnsanın korkudan başka korkacak neyi kalır. Biz korkardık eskiden. Her gün bir yakınımızı kaybederdik. Evlerimiz yakıldı. İlçe tarandı yirmiden fazla insan öldü. Yüzlerce ev yerle bir oldu. Her gün asker dipçikleri altında ezildik. Köy meydanlarında yapılamadık eziyet, yapılmadık hakaret kalmadı. Artık korkudan başka korkacak başka bir şey kalmayınca onu da yenersiniz.  

Mart 2013 Diyarbakır.

MÜRSEL YILDIZ & İBRAHİM ALP 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (22.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (80.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (23.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (81.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (24.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (82.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (25.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (83.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (84.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (27.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (85.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (28.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (86.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (29.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (30.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (88.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (90.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (91.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (92.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (93.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (94.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (95.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (96.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (97.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (98.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (99.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (100.BÖLÜM)

PKK'YE DAYATILAN TASFİYECİLİK VE TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ(1.BÖLÜM-ÖNSÖZ)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (101.BÖLÜM)

TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ (2.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (102.BÖLÜM)