SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)
SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)
0 Yorum
86
11-05-2022

1- Kapitalist uygarlığın doğuşunda en temel ayırt edici özelliklerinin başında, düşünce tarzındaki bilimsel bilgiye dayalı zihniyet yapısı gelir. İlkçağların mitolojik zihniyet yapısıyla ortaçağın dinsel ağırlıklı düşünce yapısı kapitalist çağla birlikte aşılmaya başlanır. Hem ilk hem de ortaçağdaki felsefi düşünce tarzının önünü açtığı bilimsel düşünce tarzı bu dönemde ağırlık kazanacaktır. Bu düşünce tarzının özü, doğa ve toplum ilişkilerini dıştan bir müdahaleciye gereksinim duymadan, kendi iç yasalarıyla izah etmesine dayanır. Felsefe ile arasıdaki fark, felsefenin genel kavramlarla tüm varlıkları izah etme çabasına karşılık, bilimin, sınırlı olgular alanında daha ayrıntılı ve denenebilir bir izah tarzını esas almasıdır. Aralarında zıt özellikler bulunmasına rağmen, düşünce biçimlerinin gelişimi arasında da diyalektik bağlar mevcuttur. Animal zihniyet yapısında, tüm doğa canlı, hepsinin ruhu var sayılmaktadır. Canlı ile cansız, doğa ile toplum, insan ile hayvan arasında canlılık açısından ayrım yapılmamaktadır. Bu düşünce tarzının yol açtığı teknik, yani uygulama yöntemi büyücülük olmaktadır. Büyülerle olguların kontrol edilebileceği ve istenilen konuma getirilebileceği sanılmaktadır. Aslında toplumsal pratikte beceri ve öngörü sahibi olanların esas olduğu büyücülük sanatı, ilk toplumsal önderlik konumuna da denk gelmektedir. Büyücü, en gelişkin beceri ve öngörüsü olan kişidir, dolayısıyla önderdir. Dar ve en kritik yaşam koşullarında gruptan böyle yetenekleri olan birisi olağanüstü karşılanmakta, kendisine büyük saygı ve inanç gösterilmektedir. 

Çünkü bunların sınırlı bir katkısı bile toplum için büyük hayatiyet arz etmektedir. Toplum bunlardan hem çok çekinmekte hem ihtiyaç göstermektedir. Büyücüler de toplumun bu tarz bağlanışını sezince, kendilerini ayrıcalıklı bir konuma yükseltip kurumlaştırmaktadırlar. Belki de ilk toplum kurumu büyücülüktür. Büyücülüğün diğer bir adı Şamanizm’dir. Aradaki fark, Şamanların daha gelişkin ve kurumlaşmış olmalarıdır. Paleolitik dönemin tüm topluluklarında bu tarz bir düşünce ve uygulama tarzı geçerli olmaktadır. Daha ileri bir toplum düzeyine erişmişliği ifade eden neolitik dönemin düşünce tarzı, yarı animal ve totemik din yapılıdır. Temel toplum birimi olan kabile daha iyi ayırt edilmekte, kabile mensubu olmanın önemi anlaşılmaktadır. Kabile içinde ananın önderlik ve yaratıcı konumu ön plana çıkmaktadır. Bazı varlıklar, evcil hayvan ve bitkiler diğer tüm varlıklardan daha iyi tanınmakta ve gerekli görülmektedir. Dolayısıyla bu varlıkların ruhuna daha büyük anlam verilmektedir. Bu koşulların düşünce yapısına yansıması, anaerkil bir dönemde kadının ana tanrıça rolü oynadığı, her kabilenin bir simgesi olarak totemle temsil edildiği, tüm önemli bitki, ağaç, hayvan ve eşyanın da birer tanrıyla temsil edildiği bir düşünce tarzıdır. Totem daha çok kabilelerin simgesel ifadesi olup, tam bir tanrıya denk düşmemektedir. Yarı tanrılaşmış bir şey gibidir. Fakat diğer tüm temsiller tanrılaştırılmaktadır. Hepsinden önce de ana tanrıça gelmektedir. 

Çünkü yeni toplumun kurucu, yaratıcı ve doğurucu gücü ve korumacılığını o yapmaktadır. Neolitik toplum o kadar kadın ağırlıklıdır ki, erkek adeta silinmiş gibidir. Tıpkı günümüzde kadının toplumda esas kuvvet olarak silindiği gibi. Kadın bu gücünü, bitki yetiştirmede, hayvan evcilleştirmede, ev kurmada, dokuma ve öğütmede, çocuk doğurma ve büyütmede elde etmektedir. Bu olağanüstü bir güçlenmedir. Düşünce yapısına öyle yansımaktadır ki, bugün bile tüm dillerdeki dişi öğesi, mitolojilerdeki tanrıça çokluğu, ana saygınlığı bu tarihi dönemden gelmektedir. Sümer dil yapısı bile başlangıçta ağırlıklı olarak dişil bir karakter taşımaktadır. İlk kent koruyucuları tanrıçalardır. İlk heykellerin tümü kadınındır. Ad ve kavramlarda kadının ezici bir üstünlüğü vardır. Avrupa ve Asya kıtaları bile Grek mitolojisinde kadın adlarıdır. Neolitik dönemin düşünce tarzında, dişil öğeye dayalı, toplum için arz ettiği önem sırasına göre tüm önemli varlıkların tanrılaştırıldığı bir insan-tanrı düşünce yapısı egemen olmaktadır. Her düzeyde ana tanrıçaya dayalı bir düşünce ve inanç yapısı gelişmekte, ilk defa ana tanrıça Sterk veya Star adı altında Verimli Hilal’de göğe yükseltilerek ölümsüzleştirilmektedir. Sınıflı toplumu başlatan Sümerlerde temel düşünce biçimi mitoloji, yani efsane ve söylencelere dayalı bir sisteme ulaşmaktadır. Mitoloji, hem toplum içinde hem de doğada en gerekli ve önemli kuvvet olarak, üretim ve diğer yaşam kaynaklarını bir tanrılar dünyası halinde yansıtmaya dayanmaktadır. 

Doğal ve toplumsal düzen yasaları arasındaki fark anlaşılmakta, toplumdaki sınıflaşmaya uygun efendiköle ayrımını yansıtan bir tanrılar dünyası oluşturulmakta, buna göre çok sistemli bir mitolojik evren anlayışı egemen olmaktadır. Bel ki de Sümerlerin insanlığa en büyük hediyesi, göklerdeki değişmez düzeni temsil eden tanrısal kimlikler oluşturmak ve temel düşünce ve inanç tarzı olarak zihniyetlere hakim kılmak olmuştur. Tek tanrılı dinler de dahil, dini düşünce tarzının en büyük yaratıcısı ve temsilcisi Sümer rahipleridir. Daha sonraki mitolojiler, dinler, peygamberler ve rahipler, sadece bu yaratılmış kimlikleri yerelleştirip dönüştürmek ve yapmak biçiminde bir katkıya sahiptirler. Düşünce tarzında üçüncü önemli tarihi aşama felsefi biçimdir. Felsefe, bilgiyi sevme anlamında, doğa ve toplum olgularını daha gerçekçi tanımlama sürecine denk gelmektedir. Toplum pratiğinde mitolojik düşünce tarzı ancak bir edebiyat olarak yorumlandığında daha gerçekçi açıklama biçimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Zeusların sanıldığı gibi bir gücünün olmadığı, M.Ö 6. yüzyıllarda iyice anlaşılmaktadır. Tanrılardan ciddi olarak kuşku duyulmaktadır. Bu durum, gelişen üretim pratiği ve toplum-doğa, canlı-cansız gibi temel kategoriler arasın daki farkın iyice anlaşıldığı bir zihniyet dönemini esas almaktadır. Bu zihniyet durumuna mitolojik açıklamalar gülünç gelmekte veya yeniden yorumlanmayı, daha gerçekçi karşılanabilecek bir izah tarzına kavuşturmayı zorunlu kılmaktadır. 

Ayrıca karmaşıklaşan toplum yapısı ve dünya hakkında çoğalan bilgiler, pratikte hakkında çok somut bilgilere ulaşılan olgular, mitolojik tanrılara ihtiyaç duymayan açıklamaları beraberinde getirmektedir. Tanrıların ve dinin ise karışmadığı, karıştırılmadığı bir düşünce tarzı gelişim kaydetmektedir. İlk dünyevi, laik düşünce tarzı diyebileceğimiz bu gelişmeye filozofik düşünce denilmektedir. Düşünce sahibi olarak insanı esas kılması, tapınak dışında gelişmesi, ilk defa akademi ve lise gibi okul sistemlerine yol açması ayırt edici özellikleridir. Laik okul ve eğitimin temelleri böyle atılmaktadır. Ama tümüyle mitoloji ve dinden koptuğu söylenemez. Burada şunu da açıklayalım: Mitoloji ile din arasındaki fark, birinin, yani dinin zorunlu inanç ve ibadeti içermesine karşılık, mitolojide böyle bir zorunluluğun olmamasıdır. Felsefede ise ne zorunlu inanç esastır ne de söylence tarzı söz konusudur. Felsefe, insanın zihniyet yapısına ve mantığına duygusallığın ötesinde inandırıcı, hatta kanıtlanabilir bazı özellikler taşıyan ve gönüllü olarak, bizzat düşünerek kabul gören bir düşünce tarzıdır. İnsanın zihniyet yapısına güvenmeyi, dolayısıyla insanı önemsemeyi öne çıkarmaktadır. Hümanizmin ve bireyselliğin ilk tohum halindeki yeşermesi de böylelikle felsefi düşünce tarzıyla bağlantılı olmaktadır. Felsefe bu anlamda kapitalist toplumun temel düşünce tarzının en önemli bir koşulu olmaktadır. Felsefeyle dini ve mitolojik düşünce arasındaki çatışma geliştikçe ve bu çatışma felsefe lehine sonuçlandıkça, bilimsel düşünce tarzına doğru bir sıçramaya yol açılmaktadır. Bilimsel düşünce tarzı felsefenin izi üzerinde gelişecektir. Felsefi düşünce tarzı daha çok gelişmiş kent yaşamının ürünüdür. Doğduğu yerlerin en canlı kentler olması tesadüf değildir. İlkçağın en gelişmiş kentleri felsefi düşüncenin geliştiği merkezlerdir. Felsefenin doğduğu yer olarak bilinen Miletos, kendi döneminde kent yaşamının en önemli merkezi durumundadır. 

Daha sonra önem sırasına göre Athenna, Roma, İskenderiye öne çıkacaktır. Felsefenin bilimin yolunu açması küçümsenemez. Fakat tek yol değildir. Daha da etkili olan yol, pratik bilgilerin üretim tekniklerine bağlı olarak sürekli artmasıdır. Üretim ve yaşam pratiğinin kendisi olguları ve aralarındaki ilişkileri tanıtmakta, neden-sonuç bağını kurmaya götürmektedir. Kullanılan teknikler doğal özelliklerin keşfini de sürekli artırmaktadır. Böylelikle başlangıçta hakim olan mitolojik ve dini düşünce felsefe yoluyla zayıflarken, felsefeyle iç içe daha hızlı gelişen bilim önemini artırmaktadır. Adeta kurulan tez antitez sentez üçlüsünün bu alana uygulanması bilim lehine sonuçlanmaktadır. Birinci tez, mitoloji ve dini düşüncedir; antitez, felsefedir. Aralarındaki mücadele bilimsel zihniyeti doğurmaktadır. Zamanlamaya yaklaşık uygularsak, M.Ö 3000-500 yılları mitoloji ve dinin hakim olduğu çağ, M.Ö 500 ile M.S 1500 yılları arasındaki dönem felsefenin doğup öne geçtiği çağ, M.S 1500 ve sonrası bilimsel düşünce çağı olarak öngörülebilir. İnsanlığın zihniyet dünyasındaki büyük savaşım bilimsel düşüncenin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu iki koldan felsefe ve pratikte edinilen bilgi birikimleri, M.S 13. yüzyılda Avrupa’da adeta kuluçka dönemini yaşar. Kurulan ilk üniversiteler bu yüzyılda dinsel doğmanın etkisinden kurtularak ve deneye dayalı bir yolla ilk adımları atarlar. Roger Bacon bu dönemde bir kilometre taşıdır. Deneysel bilim çağının öncülüğü rolünü oynar. 15. yüzyıldan itibaren gelişen Rönesans, insan zihnini ve ruhunu dinsel dogmalardan kurtarıp dünyevi ve insana yönelik bir çizgiye sokmakla bilimin yolunu ardına kadar açar. Bu yolda başta Bruno olmak üzere büyük şehitler verilir. 

Fakat bu şehadetler aynı zamanda bilimsel düşünce çağının zaferi anlamına gelmektedir. İnsanlık yeni bir yaşam tarzıyla karşı karşıyadır. Bilim çağına kapitalist uygarlık demek dar gelmektedir. Zaten bu, kapitalist toplumun doğurduğu bir çağ değildir. Tersine, bilimsel zihniyetin egemenlik kazanması, kapitalist uygarlığın hızlanmasına ve üstünlük kazanmasına yol açacaktır. Bilim çağını, insanın zihniyet yapısının uzun toplumsal gelişme yolunda kazandığı en önemli kazanım olarak görmek gerekir. Bununla yasaları buyuran tanrıların ve yeryüzü temsilcilerinin dönemi kapanırken, toplumsal çağa, kuralları insanın kendisinin belirleyip yönettiği bilimsel toplum çağına adım atmaktadır. Bu anlamda bilimsel toplum çağının başlangıcı yaşanmaktadır. Her ne kadar çağımıza bilgi ve iletişim çağı denilmekteyse de, başta siyasal kurumlar olmak üzere, toplumun tüm alt ve üstyapı kurumlarında köleciliğin mitologya çağından kalma yasalar ve ilişkiler yürürlüktedir. Kapitalist uygarlık çözümlememizin sonunda daha iyi göreceğiz ki, özellikle merkezini devlet kurumunun işgal ettiği top lumsal gelenek beş bin yıldan beri değişmemiş ve sürekli güçlendirilmiştir. Bu kurumlaşma özünde bilimle zıtlık halindedir. 

Bilim yapılırken, onun toplumsal sistemi belirleyen temel ilke haline gelmesi sürekli engellenmektedir. Bu nedenle çelişki, temelde ideolojik olarak (mitoloji, din ve idealist felsefe) yenilen, fakat baskı kurumu olarak varlığını sürdüren devlet ile, toplumu bilimsel esaslar üzerinde yeniden şekillendirmek durumunda olan bilim arasındadır.

HALKLAR ÖNDERİ ABDULLAH ÖCALAN 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (22.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (80.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (23.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (81.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (24.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (82.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (25.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (83.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (84.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (27.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (85.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (28.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (86.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (29.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (30.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (88.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (90.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (91.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (92.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (93.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (94.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (95.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (96.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (97.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (98.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (99.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (100.BÖLÜM)

PKK'YE DAYATILAN TASFİYECİLİK VE TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ(1.BÖLÜM-ÖNSÖZ)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (101.BÖLÜM)

TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ (2.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (102.BÖLÜM)