BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)
BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)
0 Yorum
53
13-05-2022

SON SÖZ  

MODERN DEVLET VE ŞİDDET

H.Arent ‘’insanlık durumu’’ adlı eserinde Şiddettin olağanüstü hal rejimlerinin en önemli göstergesini, ortak yaşam alanlarının ortadan kaldırılması olarak açıklar. Modern devletin ahlaksal özne içindeki zihinsel ve kategorik olarak tasarlanan ötekinin referansı ile birlikte yaşam değerlerini güvence altına almadığından söz eder. Yapılması gereken, ezilenlerin kendi yaşam alanlarını oluşturmasından söz eder. Birlikte yaşam koşularının yaratılması tıpkı şiddetin politik bir sorun olması gibi, ortak yaşam koşularının yaratılması da politik bir sorundur. Hukuk düzeni kurulduktan sonra, şiddet de o hukukun denetimine girer ve sınırlanır. W.Benjamin’e göre modern devletin ve şiddet arasında sürekli bir geçişgenlik mevcuttur. Sürekli bir geçişgenliğin olmasının sebebinin kolluk kuvvetleri (asker-polis) gücünden başkası değildir. Genellikle kolluk kuvvetlerinin uyguladığı şiddet hukuku koruyucu şiddet olarak da görülür. Oysa kolluk kuvvetleri gündelik yaşam hakkında yasal herhangi bir amacın olmadığını, yapılanların belirsiz olduğu savıyla kendi şiddet hukukunu oluşturur. Kolluk kuvvetlerinin yalnızca hukuku uyguladığını söylemek imkânsızdır. Aksine polis sorunu çözemediği durumlarda yeni yasasını oluşturur. Polis şiddeti tam da bu noktada çifte bir işlevle çalışır. Bir yandan koruyucu bir güç olarak devlet adına hukuku korumakta, öte yandan hukukun söylemediği bir durumda da kendi hukukunu devreye sokar. Yani yeni bir yasa oluşturur. Şiddetin; hukuk ve adaletle olan ilişkilisiyle hesaplaşmadan şiddeti eleştirmek mümkün değildir. 

Çünkü hukuk; modern devlet ve şiddet arasında kopmaz bağlarla ilişkilenmiştir. Modern ulus devleti ve yasalarını var eden olgu, şiddetin kendisinden başka bir şey değildir. Şiddet o devleti koruma görevini muhafaza eder. Yasa yapıcının hukukunda koruyuculuk ve şiddet arasında sürekli bir geçişgenlik söz konusudur. W. Benjamin.’e göre şiddeti gerçek anlamda eleştirebilmek, onun hukuka uygunluğuyla ele almak değil, onun asli karakterini eleştirmek olduğunu söyler. Şiddetin asli karakteri egemenlik unsuru üzerinden kendisini ifade etmesi anlamına da gelir. Modern devletin şiddet genlerinde bunun izi sürülebilir ancak. Toplumun bir kesiminin kutsanıp diğerinin tehlikeli olarak görülmesi bugünün derinleşen krizini de yaratmıştır. W. Benjamin’e göre iktidarın kendisinden başka kimseye şiddet kullandırtmamasının sebebi düzeni sağlamak, ya da vatandaşın hakkını korumak için değildir. İktidarın asıl amacı kendisinden başka şiddetin uygulanmasını istememesidir. Çünkü yasak koyma tekelini kaybetmekten korkar. Modern devletin hem yasa içi hem yasa dışı olan bir eşikte yer aldığını, kendini hem yasa koyucu hem de yasayı askıya alabilen olarak ilan ederek efendinin kim olduğunu anlatır bize. Devlet yasayı koyar, uygular ve olağanüstü haller yaratarak kimi toplumsal kesimlere ve kimi yerlere yasa dışı şiddet uygular. Tam da bunu yapabilme gücüne sahip olduğu için toplum karşısında kendini meşrulaştırır. Bu meşruiyet duygusu onu yaptığı her işte haklı hale getirir. Siz bir cinayet işlediğinizde katil olabilirsiniz, ama devlet bunu yaparsa kendi yarattığı yasayı ihlal eden durumuna düşmez. Türkiye tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Görüştüğümüz annelerin hemen hemen hepsi şiddete maruz kaldıklarını anlattılar. 

Fakat yasa yapıcı şiddet meşruiyetini yarattığı araçlarla telafi etme yoluna gider. Bunu yaparken de mikro milliyetçilik enstrümanlarına başvurur. Kendi vatandaşını da yaptığının haklılığına inandırır. Şiddet derinleştikçe asli unsur ve ötekinin sorunları da derinleşmeye başlar. Yaratılan uçurum eğer devletin şiddet yöntemleriyle üstesinden gelemeyeceği bir duruma dönüşünce toplumsal hafızaya tecavüzler başlar. Bir empati kuracak olursak, Roboski’deki insanları biz öldürseydik suçumuz ne olurdu. Devlet araştırma komisyonlarında üstü örtülen bir durum olabilir miydi? Sokaktaki algıya bakın isterseniz. İzinsiz sınırı geçme eylemini sıradan bireylerin ölümü hak etmiş olarak anlıyor olması hangi hakkın vicdanı olabilir. Onların Kürt olmaları, yaratılan düşmanlık psikozuyla birleşince bir intikamın alınmışlık duygusunu yaşatıyor sokaktakine. Devlet organları ve onun araçları olan medya bunların PKK sempatizanı oldukları yolundaki açıklamalarıyla işlenen cinayeti bir hak olarak vatandaşlarının belleğine işliyor. Zamanın iç işleri bakanının PKK uzantıları dediği Roboski’li çocuklar yasa yapıcının bir bellek oyunundan başka bir şey değildir. W.Benjamin modern dünyada şiddet kullanmaksızın yasaya itiraz etmenin, var olan yasa karşısında ancak başka bir yasa koyarak gelinebileceğinden söz eder. Ezilenlerin ortaya koyduğu yeni yasa, kamusal (modern toplumlarda özel alanların dışındaki bütün alanlar) bütün alanları sürekli eylem ve özgürleştirme araçları haline getirir. Ezilenler meşruluğunu yeni ahlaksal yasa koyarak fiili bir durum yaratılabilir. Ezilenler bunu başardığı zaman modern devletin uyguladığı bütün hukuksal ve gayri meşru şiddetin, meşruluğunu geçersiz hale getirir. Çünkü ezilenler yeni bir ahlaksal yasa ortaya çıkartmıştır. 

Türkiye ve dünya kamuoyunda Cumartesi Anneleri olarak bilinen (Galatasaray üniversitesi önünde yaklaşık 15 yıldır ) kesintisiz bir eylem hattıyla buraları sınırsız bir özgürlük alanına çevirmesi bunun bariz bir örneğidir. Cumartesi Anneleri egemen ulus devletini tartışmaya açmıştır. W. Benjamin buna genel direniş der. Genel direniş öyle bir hal alır ki, modern kapitalist devleti sürekli kriz halinde tutar. Bugünün Türkiye’si de bu krizin eşiğinde durmaktadır. M. Faucault’a göre beden ve nüfusun egemenliğinin temel bilimler haline gelmesiyle beraber şiddet de salt yukardan aşağıya doğru askeri eylemlerle değil, yatay olarak da kendini üreten ve büyüten bir hal alacağına işaret etmiştir. Modern dönemde şiddetin bu kadar yaygınlaşması ve çeşitlenmesinin kökeni değişen iktidar paradigmasıyla anlaşılabilir. İktidarın ve şiddetin değişen yüzü ile beden algısı, hak arama kavramı ve kurumlarıyla topluma yansımış halini göz önünde bulundurabiliriz. Faşizm, modern liberalizmin istisnai halinin olduğu yönündeki söylemler, bugünün küreselleşmiş dünyasında böyle bir tehlikenin artık mümkün olmadığını söylemek doğru olmaz. İstisnai durumlar yaratmak egemenlerin asıl işlevidir. En başa dönersek eğer devlet ile siyaset arasında kurucu ilişki, siyasetin iktidar merkezine insan bedenine nüfuzunu koymasıyla beraber çarpıklaşan ve derinleşen bir olgu olarak sürüp gitmektedir. Modern iktidar bir taraftan haklar dağıtırken, diğer taraftan kimlerin bu haklardan ayrı tutulacağını belirleyerek hayatını sürdürür. Bugün de yapılan bu olmuştur. Devlet kendisi için tehlikeli gördüğü bireyin haklarını gasp ederek sanki kadermişçesine toplumsal hafızaya işler. 

Toplumun ötekilerinin yani Kürtlerin bugünkü toplumsal başkaldırıya dönüşen eylemlerini de bu minvalde düşünmek gerekir. Şiddettin doğası gereği rasyonel referanslar ortadan kalktığında geriye sadece irade kalır. Bu tür bir irade kendisine kapalı, diğerine bağlanmayan, dolaysıyla ortak yaşam ilkesini diğeriyle bağlantıda değil de yasa ile kendi zihninde kapalı bir biçimde yaşayan kör bir iradededir. Modernleşme, kendi uygulamalarının canavarını da yaratmıştır. Eylem, yaşam karşısında birlikte gelişen bir etkinliktir. İnsanın emek harcaması hayatın kendisidir. H.Arend’e göre eylem ve politika, insanı özgürleştirir. İnsan tarih boyunca politik etkinlikte bulunmuştur. Politikleşen insan aynı zamanda kamusal alan diye bilinen bütün alanları özgürleştirir. Modern devlet bütün siyasal birlikler gibi, sosyolojik olarak ancak kendine özgü somut arayışlar açısından tanımlanabilir. O da fiziksel güç ve şiddet kullanımıdır. Modern devlet her zaman şiddet araçları üzerinde bir tekel oluşturur. Kendinden başka hiçbir gücün şiddet araçlarını kullanmasını istemez. Ezilenler yeni ahlakı egemenlerin tüm baskıcı uygulamalarına rağmen politikleştirerek yeni bir ahlaksal yargı ortaya çıkarır. Bugünün barış annelerinin sürdürdüğü barış mücadelesini de bu şiddet sarmalını dönüştürmek, kendi ahlakını yaratan bir toplumsal muhalefete dönüştürmeyi amaçlamak diye anlaşılmalıdır.

MÜRSEL YILDIZ & İBRAHİM ALP 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (22.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (80.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (23.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (81.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (24.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (82.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (25.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (83.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (84.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (27.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (85.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (28.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (86.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (29.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (30.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (88.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (90.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (91.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (92.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (93.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (94.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (95.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (96.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (97.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (98.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (99.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (100.BÖLÜM)

PKK'YE DAYATILAN TASFİYECİLİK VE TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ(1.BÖLÜM-ÖNSÖZ)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (101.BÖLÜM)

TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ (2.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (102.BÖLÜM)