SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)
SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)
0 Yorum
63
12-05-2022

A- KAPİTALİST UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İDEOLOJİK KİMLİĞİ 

Toplumsal sistemleri nitelendiren en temel özelliklerin maddi üretim koşulları ve ona dayalı mülkiyet ilişkileri olduğu, genelde kabul gören bir tanımlama ve görüştür. En çok hangi olanak üretime katkı sunuyorsa, onun etrafında şekillenen toplum biçimine de o ad verilmektedir. İlkel komünal düzenlerde taştan yapma araçlar en çok rol oynadıkları için, bu dönemlere kaba ve yeni taş (paleolitik ve neolitik) devri denilmektedir. Sınıflı toplum dönemlerinde üretimde en temel rolü tüm kişiliğiyle mülkiyet konusu olan köle insan oynadığı için, bu düzenlere de köleci toplum denilmektedir. Tüm üretim araçları içerisinde en verimlisi kölenin kendisidir. Diğer araçlar onunla en verimli üretime yol açmaktadır. Ortaçağda verimlilik oranı artan araç topraktır. 

Özellikle demir sabanın yaygınlaşması ve toprağın artan oranda üretime açılması, köle üzerindeki mülkiyet ilişkilerinin sınırlandırılmasının daha çok verime katkıda bulunması, feodal toplum biçimini nitelendirmektedir. Kapitalist toplum biçimini şekillendiren ise, maddi üretim alanında büyük bir üstünlük yakalayan endüstriyel fabrika üretimdir. Bu üretimde toprak ve insan gücü ikinci plana düşürülmüştür. Fabrikanın seri ve bol üretimi, o döneme kadar kol gücüyle hem toprakta, hem de zanaatlarda görülmeyen bir verimlilikle üstünlüğünü kanıtladıktan sonra, etrafında kurulan toplum sistemine de bu içerikte kapitalist toplum denilmektedir. Sermaye anlamındaki kapitalin en yoğunlaşmış biçimi fabrika olmaktadır. Fabrikanın, sermayenin başlangıçta ticaretle (merkantilizm) yakın bağlar içinde geliştiği, bunun sermayenin ilkel biri hali olduğu, kökeninin ise ta Sümerlere kadar uzandığı bilinmektedir. Fabrika üretimi, ilkel ticari sermayenin zanaatkar tarzı üretimden (kol gücüne dayanmaktadır) makine tekniğine dayalı üretime geçişiyle gerçekleşmektedir. 

Diğer bir deyişle manifaktürden fabrikaya geçiş, üretim biçiminde o döneme kadar eşi görülmemiş bir üretim artışına yol açmaktadır. Kapitalist toplum tanımımızın içeriği bu olmakla birlikte ciddi eksiklikler taşımaktadır ve eğer giderilmezse beraberinde önemli yanılgılara yol açacak niteliktedir. Kaba materyalist yaklaşımlar reel sosyalizmin erken çözülüşünün en temel nedenidir. Kapitalizmi, daha ötesinde tüm toplumu vermeye çalıştığımız bu tanımlama geri ve çok dar tutmaktadır. İdeoloji ve moralin rolü, tarih anlayışı, devlet tanımı çok basite indirgenmektedir. Tanımlama düzeyinde bile bu kadar eksiklik içeren bir yaklaşım tarzının alternatif bir toplum biçimine yol açması beklenemez. Bu yaklaşım, tarihte örneği çokça görülen dar komünal uygulamalardan öteye gidemez. Bunlara mistik mezhepleşme ve tarikatlar denilmektedir ki, günümüzde farklı ideolojik yaklaşımlar içinde bulunsalar ve kendilerine sağ ve sol gruplaşmalar da denilse, aslında sistemi aşacak özelliklerden yoksundurlar. Çoğunlukla da hakim sistem tarafından özümsenmekten ve onun yozlaşmış savunucuları olmaktan kurtulamazlar. Kapitalizmin doğuşu çerçevesine daha kapsamlı tanımlamalar getirmek bu nedenle zorunluluk arz etmektedir. Başarısızlıkları çokça ortaya çıkmış sağ ve sol anlayışların kapitalist toplum tanımlamalarının aşılması, yapılması gereken ilk iştir. Tabiatıyla kapitalist toplumu kapsamlı değerlendiremeyenlerin, doğru bir tarih anlayışları da gelişkin olarak ortaya çıkamaz. 

Bunların önerdikleri alternatif toplum biçimlerinin ise hayali olmaktan öteye gidemeyeceğini, aşırı zorlanmalarla tüm trajik ve komik gelişmelerin kaynağında yattığını belirlemek de büyük önem taşımaktadır. Trajedi ve komedi, vakti gelmemiş erken doğum ve ölümlerin en eski sanatsal ifadesidir. Özünde bunlar eksik anlayış ve zoraki uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Kapitalist toplumun eksik tanımlanmasının en vahim sonuçlarından birisi de, ona yönelik mücadelenin yanlışlarla dolu yürütülmesinden ve yol açtığı başarısızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum kapitalizmi daha da tutucu kılarken, muhaliflerini yerinde olmayan kayıplar ve büyük acılara uğratmaktadır. Genelde toplumsal olgunun tanımlanamayışı mitolojileştirmeye, ham felsefi ve dinsel anlayışlara yol açmakta, bu da insanın trajikomik yaşamını kaçınılmaz kılmaktadır. Kapitalist toplum sistemine dayalı büyük dünya savaşlarının bu gerçeklerle yakından bağlantısı vardır. Her yerde ve her zaman bilgi ve bilim yetersizliği cehaletin, cehalet de kör dövüşlerin ebesidir. Onun içindir ki, bilgeliğin kökeninde cehaleti aşma temel uğraşı vardır. Cehalet aşıldığı oranda, her işin doğru yapılması mümkün olur. Ölüm bile bilgi yeterliliğiyle acıların kaynağı olmaktan çıkarılır. Bütün korkular ve ona dayalı pasif ve çatışmalı hareketlerin kaynağı da yine yetersiz ve yanlış bilgi ve bilim düzeyidir. Daha yetkin bir kapitalist toplum tanımlaması, ideolojik kimliğini içerdiğinde yapılabilir. 

Hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gereken bir olgu, toplum sistemlerinin öncelikle zihne ve iradeye dayalı olarak doğup yürütüldükleridir. Kendi kendine üretim koşulları ne kadar elverişli de olsa toplum yürütülemez. İdeolojik kimlik belirmeden ve iradeye hükmetmeden, üretim koşulları cansız maddelerden başka bir şey olamazlar. Sistemlerin, hatta en küçük toplulukların doğuşunu, zihnen ve onun kumanda ettiği irade ve edimden farkını veya önemini sürekli hesaba katmadan başka nedenlerle izah etmek, bugünkü sosyolojinin rolünü oynamamasının en temel nedenidir. Sosyolojinin temel hastalığı, ideolojik kimliklerin rolünü doğru ortaya koyamamasından kaynaklanmaktadır. En az dindarların taşıdığı sorumluluk kadar, sosyolojiyle uğraşanların da kutsal bir sorumluluk duymaları gerekir. Toplumla uğraşmak fizikle uğraşmaya benzemez. Kaldı ki, orada bile hatalı bir deneyim, kontrol altında olmayan bir icat en büyük felakete yol açabilmektedir. Atom bombası bunun çarpıcı bir örneğidir. Toplumsal saha tümüyle kutsal bir mabet gibidir. Her ilişki ve kurumunu aynı hassasiyetle anlamak ve nasıl yaklaşım içinde olmak gerektiğini belirlemek, en az bir tıp doktorluğu kadar sorumluca ve ustaca ilgilenmeyi gerektirir. 

Bu yapılmadığı içindir ki, toplumun trajik kaderi ortaya çıkmakta; çılgınlığın her biçimine, korkunç işkence ve savaşlara kadar gidilebilmektedir. En büyük özeleştirilerin toplumsal bilime ilişkin verilmesi gereği her geçen gün önemini artırarak ortaya koyacaktır. Marksizmin eksik tanımlamalarından çıkarılabilecek en önemli bir ders de, topluma ilişkin bilimsel yaklaşımların en az peygamberler kadar uğraştıkları işin kutsallığının farkında olan ve sorumluluk taşımayı bilen bilim kişiliklerine ihtiyaç gösterdiğidir. Kapitalist toplumun şekillenmesine ilişkin diğer önemli bir sorun da, neden uygarlık merkezi olarak Ortadoğu’da değil de, Avrupa’da, Atlantik kıyılarında geliştiği hususudur. Kapitalist toplumun Ortadoğu’da gelişememesinin temelinde, uygarlığın en köklü ideolojik ve siyasi geleneklerinin İslamiyet’le birlikte tüm içeriklerini tükettikleri gerçeği vardır. İslamiyet Sümerlerden beri hem mitolojiyi dinselleştirmede, hem de siyasi otoriteyi en gelişkin noktalara taşırmada maksimum noktayı teşkil etmektedir. İslamiyet, uygarlık sisteminin bagajında ne varsa hepsini sonuna kadar kullanmıştır. Geriye kabukları, şuraya buraya serptiği kuru tohumları kalmaktadır. 

Çok iyi bilinmektedir ki, ortaçağın ortalarında bile hem maddi üretim koşullarında, hem siyasi otorite alanında, hem de bilim ile felsefi ve dinsel alanlarda İslamiyet ve Ortadoğu, Hıristiyanlık ve Avrupa’ya göre üstün konumdadır. Tıpkı Roma İmparatorluğu’nun içinden çözülmesinin temel yıkım nedeni olması gibi, aynı gerçeklik İslamiyet için de geçerlidir. Nasıl ki birkaç barbar saldırı Roma’nın yıkılışının nedeni değilse, birkaç Moğol darbesi de İslam imparatorluklarının yıkılış nedeni değildir. İçte özün tükenmesi, yaşatacak fazladan bir değerinin kalmaması, bunlarla birlikte tıpkı öze göre kabuğun uzun yıllar çürümeden kalması gibi, sistemin kabuğunu teşkil eden siyasi kurumlaşmasının gittikçe katılaşması, Ortadoğu’nun uygarlıksal kaderini belirleyecektir.

HALKLAR ÖNDERİ ABDULLAH ÖCALAN 

YORUM GÖNDER

ZİYARETÇİ YORUMLARI

BENZER KONULAR

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (22.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (80.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (23.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (81.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (24.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (82.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (25.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (83.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (26.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (84.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (27.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (85.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (28.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (86.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (29.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (89.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (30.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (87.BÖLÜM)

BAŞKA DİLDE ANNE OLMAK (31.BÖLÜM-SON)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (88.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (90.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (91.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (92.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (93.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (94.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (95.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (96.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (97.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (98.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (99.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA (100.BÖLÜM)

PKK'YE DAYATILAN TASFİYECİLİK VE TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ(1.BÖLÜM-ÖNSÖZ)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (101.BÖLÜM)

TASFİYECİLİĞİN TASFİYESİ (2.BÖLÜM)

SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA I CİLT (102.BÖLÜM)