SÜMER RAHİP DEVLETİNDEN DEMOKRATİK UYGARLIĞA CİLT II -360.BÖLÜM
Bu yönüyle feodal hakim kültür, kutsal insanlık kültüründen intikam almaktadır. En çarpıcı kanıt, bir kadının en ufacık özgür yaşam arayışının en ağır suç sayılması, sözde aile meclisi kararıyla daha 15 yaşındaki kız çocuklarının başına vahşetle patlatılmasıdır. Erkekte yoğunlaşmış sözde namus, özde en büyük namussuzluk, en sapık cins özgürlüğünü kendisi için bir hak olarak beller; ama kadında özgürlük arayışı en büyük ceza konusudur. Bu, geneli simgeleyen bir olgudur.
Aslında tüm yaşamda bu lanetli gerçeklik yaşanmaktadır. Herkes Urfa’nın acı biberini, türküsünü çözmek ister. Özü bu gerçekliktedir. Bin yıldır bu gerici kabuklanma, 20. yüzyılın kapitalizm örtüsüyle daha da çekilmez kılınmaktadır. Kapitalizmle feodalizmin en kirli bir izdivacıyla, daha da içinden çıkılmaz bir duruma yol açılmak istenmektedir. Halbuki bu gerici örtü eşelendiğinde, dibinde her zerresinde gerçek bir insanlığın yattığı da fark edilecektir. Madalyonun böyle iki yüzü vardır. Bir yüzünde tüm soy değerlerinin inkarı, yıkılması ve çürümesine dayalı lanetli yapılanmalar, zihniyetler, ruhlar ve kurumlar; diğer yüzünde daha derinde gerçek insanlık değerleri, zihniyet ve ruhuyla peygamber kutsallığında kurumlaşma. Çok zor, acılı, karmaşık, ama gerçek olan kendine özgü bir tarihsel diyalektikle karşı karşıya bulunmaktayız. Çözümlenmesi gereken en temel sorun, bu diyalektik bağlardır. Bunun yolu tektir. O da bütün hassasiyetle bilimsellikten geçmektedir.
PKK, Urfa somutunda belki de derinliğine farkında ve bilincinde olmadan, bunu denemeye kalkışmıştır. Niyetinin özgürlük ve aydınlıktan yana olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. İlk eylemliliğinin cumhuriyet kurumlarına değil, feodal gericilik odaklarına karşın yapılması bunu doğrulamaktadır. Bu yönüyle PKK’nin çağdaş bir İbrahimi Hareket olduğu söylenebilir mi? Niyet olarak çarpıcı benzerlikler göstermektedir. Lanetli ortama ve Nemrutçuklara yönelmesi, sadece ulusalcılık ve demokratlık adına değil, insanlık için de ilerici bir adımdır. Bu, cumhuriyetçiliğe ters düşmez. Onun doğal bir gereğidir. Cumhuriyet anti feodal olmak zorundadır. Eğer sahte olarak değerlendirilmek istenmiyorsa, gerçekten laik ve demokratik karakterde ilerlemek istiyorsa, PKK ile Türkiye Cumhuriyeti’nin doğal ittifakına kavuştuğu söylenebilir.
1920’lerde objektif olarak ve inançla kurulan Kürt-Türk ittifakı da Antep, Urfa ve Maraş yöresinde böylesi bir anlama sahiptir. Bu ittifak, çağdaşlığa ve özgürlüğe açık bir kardeşlik özüne sahiptir. Sonraki isyanlar ve aşırı milliyetçilik nedeniyle, kardeşlik hukukunun işlememesi büyük bir şansızlıktır. Bu, çok önemli bir tarihsel sürecin gelişimden alıkonulmasıdır; feodalizme yeni bir yaşam şansıdır. PKK, bu yönüyle cumhuriyetin özgürlük ve kardeşlik karakterini aramaktadır. Bunu ne kadar bilinç ve siyaset ustalığıyla yapmaya çalıştığı, en çok eleştirilmesi gereken yanıdır. Fakat özünün tümüyle ayrılıkçı olarak görülmesi aşırı bir değerlendirmedir.
PKK, özgürlük olmadan birliğin olmayacağını, slogan olarak iliklerine kadar benimsemiştir. Ama onun her şart altında ayrı ve milliyetçi bir Kürt devletini savunduğunu söylemek kesinlikle kabul edilemez. Eksiği ve yanlışı; özgür birlikteliğe uygun bir örgütlenme ve eylemliliği, doğru bir çizgi altında ustalıkla geliştirmemesidir. Bunun olanakları vardı. Şiddete, hele hele meşru savunmayı aşan şiddete hiç başvurmadan, bu doğru yolda demokratik ve laik bir cumhuriyet için belki de en büyük hizmeti yapabilecek en ciddi harekettir.
PKK ancak bu noktada suçlanıp eleştirilebilir. Yoksa niyet, çaba ve fedakarlık olarak, 20. yüzyılın Urfa ve benzer yöreleri için gerçek bir kutsallık hareketi olmaya aday olguların başında gelmektedir. PKK adına genel savunmada dile getirdiğim hususları tekrarlamayı gereksiz buluyorum. Bunların Urfa için de geçerli olduğunu belirtmekle yetineceğim.
HALKLAR ÖNDERİ ABDULLAH ÖCALAN
YORUM GÖNDER